Çağırıldığın Yere Erinme, Çağırılmadığın Yere Görünme




Moskova Uluslararası Kadınlar Derneği (IWC Moscow)'nin bir organizyonu olan Votka Tadımı'na davet ediliyoruz ve ananelerimizin bize öğrettiği üzere bu davete "Çağrıldığın yere erinme, Çağrılmadığın yere görünme!" şeklinde cevap veriyoruz. Eşimle IWC nin bir aktivitesine katılmak istemem nedeniyle ve biraz da gazeteci kimliğimle :))) "Meraklı Melehat" modunda, davete icabet ediyorum.  Brezilya Büyükelçisi'nin ev sahipliği yaptığı organizasyona eşimin işi nedeniyle biraz geç kalıyoruz. Vardığımızda bir Rus  bey anlatıyor birer birer masaya sıraladığı votkaları. Bir de ekliyor su gibidir hiç bir şey yapmaz bu vokta diye. Kime bir şey yapmıyor kısmı biraz tartışmaya açık bana göre. Votkayı çok tüketen Ruslara mı yoksa herkese mi? Kaçırdığımız ilk yarım saatlik kısımda anlatıldığını tahmin ettiğim votka hakkındaki bilgileri merak ediyor ve neymiş bu votkanın içeriği diye Wikipedia'ya başvuruyorum. Tanımı aynen veriyorum:
"Votka, iki kez rektefiye edilmiş aktif kömürden süzülmüş ve içilebilecek düzeye dek sulandırılımış saf alkoldür. Bunun için özel tat ve kokusu yoktur ve renksizdir."
İnsan böyle bir şeyi neden içmek ister ve  ilk anda tadından hoşlanmasa da hoşlanana kadar zorla alıştırır  ki kendini! Bu eleştiri değil yalnız merak ve cevabı aranan bir soru!




Votkanın ham maddesi çavdar, buğday ve benzeri tahıl ile patatesmiş. Bunlar pişirilip malt ile mayşelenerek şekerlendirilirmiş ve süzüldükten sonra %40-57 alkol derecesine düşürülürmüş. Genelde içindeki alkol oranı %35 ile %70 arasında değişiyormuş ama bu bir dönem Rusya'da böyle değilmiş. Nıkolae Andrei Kanackow  tarafından 1969 yılından başlayarak her yıl on tane  üretilen  Sovyet votkasının (Советских Вoдкaь) alkol oranı %92 miş (bu nasıl bir şey ya direkt ispirto içirmuş gibi olmuyor mudur insan!). İşlem sırasında tam 5 kez damıtılan içimi çok zor bu votka ile ilgili durun dinleyin daha neler var neler. Sovyet votkası  şimdiye dek üretilen en sert votkaymış ve  çok sert olduğundan Ruslar -40 dereceye varan soğuk bölgelerde donmayan bu içkiyi içerlermiş.  Özellikle de kuzeye Sibirya'ya ve Kamçatka'ya ava giden kişiler tarafından! Bir yudumu bile insanı şarhoş etmeye yetermiş. 9 Ekim 1990 yılında üreticisinin ölümünden sonra yapımı durdurulmuş. 1969'dan 1990'a kadar üretilen 210 adet şişeden günümüze  sadece on dokuz şişe kalmış ve bunun dört tanesi Moskova'daki Votka Müzesinde sergileniyormuş. Sovyet votkasına nar konsantresi damlatıldığından kırmızı renkteymiş. Bu votka ile ilgili çarpıcı başka bir bilgi ise sek içildiğinde kişinin halisülasyonlar görmesiymiş. Ama artık bu Sovyet votkası tarihe karıştığından günümüz Rusya'sında renksiz bilinen vokta içiliyor.
Ayrıca Ruslar az miktarda votkanın karabiber ile karıştırılarak shot şeklinde içilmesinin gribe iyi geleceğini ve sinüsleri açtığını düşünüyorlarmış.


Biraz da geceye dönelim. Kırmızı atkılı beyin (ki ben onun firma yetkilisi olduğunu tahmin ediyorum) yanındaki sakallı bey Brezilya Büyükelçisi ve yanındaki etekli hanım da eşi. Karı koca çok zarifler. Cahilliğime verin ama Rio De Janeiro festivallerinden kafama yapışmış kalmış Brezilyalı tipinden epey farklılar. Bu arada bu geceye katıldığımda IWC'de hiç Brezilyalı bir hanım görmediğimi fark ediyorum. Bu arada parlak gri döpyesli hanım ise daha önce katıldığım taze çiçek arajmanı grubunun çalışmalarına da ev sahibeliği yapan Uruguay Büyükelçisi'nin eşi ve IWC Moscow'un başkanı Nubia.


IWC'nin "Rusya'yı Keşfet" grubunda bir dersin konusu Rus mutfağıydı ve sunum yapan bey Rus mutfağını tanıttıktan sonra bize şöyle demişti. "Rus mutfağını kısaca tanımlamam gerekirse cebinde taşıdığın votkayı çıkarırsın, yediğin yemeğin içine dökersin. İşte olur sana Rus yemeği" Sanırım bu cümle Rus yemeklerini değil ama Rusların votkaya ne kadar düşkün olduklarını oldukça iyi anlatıyor. O eğitimde ilk kez duyduğum ve beni şaşırtan bir bilgi ise Votka'nın Ruslara 17 yy. da İtalya'dan gelmiş olmasıydı.  Ama başka bir rivayet de var votka ile ilgili. Denilene göre Moskova Manastırı'ndan bazı rahipler Bizans zamanında İstanbul'a gitmiş ve orada grape sprit denilen şeyden (nasıl çevrilir bilmiyorum üzüm ruhu doğru olur mu acaba, bilen yardım ederse sevinirim) içmişler ve çok beğenmişler. Döner dönmez alkollü bu içeceği yapmaya çalışmışlar ama Moskova'da üzüm olmadığından günümüz votkasının ilk örneğini yapmışlar. Geleneksel Rus Yemekleri yazıma bir okuyucunun eklediği değerli yorumda ise şöyle diyor "Votka ("Vodka" doğrusu, "Voda"nın türkçesi Su demektir) keşfi tartışılır. Versiyonları var. Kimya professörü Lomonosov tarafından bulunduğu idda ediliyor. Daha önce ruslar çok dine düşkün oldukları için, alkol kullanmazdı,çok nadiren, dini bayramlarda baldan yapılan ve biradan daha düşük alkol dereceli bir medovuha tüketirlerdi. Korkunç İvan (Groznıy) döneminde güney ırklardan alkol kültürü getirilip çar tarafından zorla alıştırılmıştı...

Votka tadımı gecesine geri dönersek canlı müzik ve ne yazık ki bana yemekteyiz programındaki "Aç kaldım" eleştirisini yaptıracak yemekler salonda votkaya eşlik eden enstrümanlardı. 



Belki bu resimlerden sonra "Eee anlat bakalım şu test ettiğiniz votkaları!" diyeceksiniz belki ama üzgünüm size cevap veremeyeceğim. Çünkü ben votka testine gidip de portakal sularını test edenlerdenim. Belki de onların öncüsüyüm kimbilir :))) 

Bu arada Brezilya Büyükelçiği'ni binasıyla, salonuyla, odalarıyla gittiğim diğer elçiliklere göre (Amerika hariç tabi ki. Amerikan Büyükeşçisinin evinin resimlerini burada bulabilirsiniz) daha çok beğeniyorum.  Hatta bu kadar güzel bir evin Brezilyalılara neden ayrılmış olabileceğini merak ediyor bunun üzerine eşimden biraz bilgi bile alıyorum Rusya-Brezilya ilişkilerine dair.


Gecenin sonunda üç talihli konuk yapılan çekilişle birer özel votka kazanıyor. Biri arkadaşım Sue.


Bu geceyi, eşimle yaşadığımız hoş bir anı olarak belleğimize koyuyor ve küçük ama sıcak evimizin yolunu tutuyoruz. 


Eğer votka müzesi ve fabrika satış mağazası hakkında yazımı okumak isterseniz sizi "İçelim Güzelleşelim Diyenlerin Semti: Baumanskaya" yazısına buyur edeyim.


Kaynaklar:





0 yorum: