Bebek İçeri, Televizyon Dışarı!

Hayatımız genellikle bir şeylerin iyi ya da kötü olduğunu bilmekle ama neden öyle olduğunu bilmemekle geçiyor. Bunlardan biri, belki de en önemlilerinden biri, neden matematik öğreniyoruz. Bir çok öğrenci neden matematik öğrendiğini bilmeden zoraki okur ki burada hata öğrencinin değil öğretmenindir. Çocuk matematik okumasının bir sebebi olması gerektiğini bile bilmez sınavları geçmek için öğrenmek zorunda olduğunun dışında. Onu bilmeden matematik çalışmak da tam bir eşek yükü gibi gelir çocuğa. Matematikçi olarak bu konuyu başka bir yazıya bırakıp gelelim asıl konumuza. Hep söylenilen çocuklara televizyon seyrettirmenin zararlı olduğudur. Sokağa çıkıp sorsak çoğu kişi açıklayamaz neden diye sorulursa. Muhtemelen bir çoğu konuyu ahlaki yozlaşmaya neden olduğuna getirecektir ki o da işin başka acı bir gerçeğidir. Benim şu anda üzerinde durmak istediğim televizyonun 0-3 yaş için olası zararları. Dr.Cihan Ertekin'in "Bebek Beslenmesi ve Bakımı" adlı kitabında beni bununla ilgili oldukça ikna eden bir yazı var. Şöyle diyor yazar:

"......
Bu dönemde çocukların duygusal doyum sağlaması ve onun ile her bakımdan ilgilenilmesi onun sağlam ve güçlü bir psikolojik yapısının oluşmasına zemin hazırlar. Bu dönem için bebeği okşamak, kucaklamak, onun ile konuşmak, sevildiğini hissettirmek, onun ile oynamak, onun ile birlikte vakit geçirmek, onu gezdirmek psikososyal ve psikomotor yönünün gelişimine çok büyük katkıda bulunur. Bebek ile birlikte vakit geçirmek, onun insanlar arası ilişkilere yabancılaşmasını engeller ve ilgilenen kişi sayesinde önce karşısındaki bireyi, aile ortamını ve yavaş yavaş da sosyal çevresini tanımasını sağlar.
.....
Çocuk sosyalleşmek ve iletişimini kurmak için etrafındakilerden özellikle de bakım veren kişiden teşvik almak zorundadır.
...
Konuşma, etraf ile ilgilenme, sosyal ortamların gereklerini yerine getirme, insanlar ve yaşıtları ile ilgilenme, ihtiyaçlarını insanlara anlatma, insanlarla duygusal yakınlık kurma, cansız varlıklardan çok canlı varlıklar ile ilgilenme gibi bir çok psikososyal faktör, çocuklarda bu iletişim ve etkileşim ortamında kendiliğinden meydana gelmeye başlar. 
Bütün bunlardan bahsetmemizin nedeni bizim konumuz ile yakından ilgili olmasıdır. Çocuk cansız bir varlığın karşısında duygusal ve sosyal uyarıdan mahrum, sevgiden ve bağlandığı kişiden uzak, çocuğun konuşmasına, bakışına, gülümsemesine karşılık vermeyen, gönderdiği iletişim ve etkileşim mesajlarına cevap vermeyen, sert, soğuk bir cisim karşısında kaldığında ( ne kadar ses ve görüntü olursa olsun çocuk onları yorumlayacak ve kabul edecek durumda ve psikososyal seviyede değildir) biraz önce saydığımız sosyalleşme, bireyselleşme ve kendiliğinden gelişecek olan psikososyal yönlerin hepsi eksik veya yetersiz kalacaktır. Neden küçük çocuklar için bu biraz daha sıkıntılı bir durum? Çünkü çocuğun bu sosyal ve duygusal eksikliği telafi edeceği arkadaş ve sosyal ortamı, konuşmak ve vakit geçirmek için gideceği ikinci bir ortam, bunu telafi edecek psikomotor, psikososyal yeterlilik henüz gelişmemiştir, ayrıca alternatif bir gelişme ortamı da yoktur. 
TV karşısında aşırı miktarda kalan (günlük 1-2 saatin üzerinde) çocuk, ailede ve özellikle de bakım veren kişide eşlik eden yukarıda saydığımız diğer etkenler varsa sosyal gelişim (duygusal etkileşim ve karşılık verme, sosyal ortamlara uyum, insanlar ile ilgilenme, onlara yakınlık gösterme, yaşıtlarına ilgi vb...) için gerekli olan fonksiyonların gelişiminde gecikmeler ve yetersizlikle görülür. 
....

Bu dönemde uzun süre çok aşırı miktarda TV karşısında kalan çocuklarda başka hazırlayıcı nedenler yok ise, başka nedenler de eklenerek bazı psikiyatrik tablolar gelişebilir. Bu tür çocuklarda etrafa karşı ilgisizlik, seslenince bakmama, göz kontağı kurmama, insanlara ve yaşıtlara ilgisizlik, onlarla duygusal ve sosyal iletişime geçmeme, kendi halinde olmaya çalışma, kendi etrafında dönme, sallanma, aşırı derecede cansız nesnelerle ilgilenme, konuşmama, cümle kuramama, iletişim ve etkileşimde problemler, duygusal olarak karşılık verememe vb. gibi bir çok belirti görülebilir.  Bu nedenle anne babaların özellikle bu yaş için TV izleme konusunda sınırlamalar ile birlikte durumu yönlendirmeleri, normal psikomotor ve psikososyal gelişim için uygun olur. 
Aynı zamanda bu yaş içindeki bir bebek veya küçük çocuk ile hem anne hem babanın, mümkün olduğunca vakit geçirme, onunla oyun oynama, konuşma, sevdiğini belli etme, duygusal yakınlık gösterme, onun ile gezme, onun fiziksel bakımını ihmal etmeme, onun normal gelişim basamaklarında dikkatli olma, onun diğer çocuklar ile etkileşim ve iletişime zemin hazırlama, sadece onun için belli zamanlar ayırma, ona masal anlatma vb. bir çok faaliyeti günlük hayat içerisinde yapmaları uygun olur." Doktor Cihan Ertekin'in kitabında televizyonun farklı yaşlara etkilerinin ne olabileceği detaylı olarak anlatılıyor.

Doktorun burada yer verdiğim açıklamalarına, ben de yeğenimin okulunda rehberlik öğretmenin anlattığı bir diğer konuyu da eklemeliyim. Televizyon yapımcıları seyircileri ekran karşısında tutabilmek için yayını oldukça dinamik yapmak istiyorlar. Bu demek oluyor ki bir görüntü ekranda en fazla 30 sn kalıyor ve görüntü, açı bu süre içinde değişmiş oluyor. Bu hıza alışan çocuklar, onu hayatlarının her yerinde görmek istiyorlar: Evlerinin içinde, okulda, derste ya da her nerede iseler orada. Bu temponun da normal yaşayış içinde yakalanması mümkün olmadığından çocuklar sıkılmaya başlıyorlar. Uzun süre bir şeye konsantre olamıyor ve hiperaktif olup çıkıyorlar. Aslında düşününce sıkılan sadece çocuklarımız değil, biz de televizyonun kölesi olmuş durumdayız. Eve gelince çoğu kişinin yaptığı işlerden biri televizyon düğmesine basmak oluyor. Misafir gelse dahi o arkadan hep açık oluyor, bazen muhabbeti kesiyor, herkes pür dikkat ona, diziye kilitleniyor; bazen de muhabbet kurmaya, konu açmaya yardımcı oluyor. Televizyon kapanınca evde büyük bir sessizlik ve boşluk oluşuyor. Bu hale nasıl geldik bilmiyorum ama farkında olunca, ayak direyince ve istenince açılmayabiliyor bu meret. 

Umarım bu yazı televizyon düğmesine basmadan önce ikinci kez düşünmenize, bebeklerinizi ondan uzak tutmanızı veya kontrollü ve sınırlı izletmeniz gerektiğine kanaat getirmenize yardımcı olmuştur. 
Herkese program seçerek televizyon seyredecekleri ve bitince kapatacakları, aile içinde bol muhabbetli günler dilerim. 
  

2 yorum:

nohut oda dedi ki...

en azından cocukların izlediği programları sınırlandırsalar yanı o bir iki saait sadece eğiti bir kaç çizgi film ama onun dısında reklam dizi vs vs kesınlıkle olmalmalı çocuklar için

Ayşe'nin Gazetesi dedi ki...

Nohut Oda kesinlikle katılıyorum, televizyonu seçerek izlemeli, bizde maalesef lamba gibi, içeri girdiğimizde açıp yatarken kapatan bir milletiz maalesef :(((