Üç Güne Üç Yer: Yuvacık, Mudurnu, Göynük!





Ne güzel bir bayram tatili oldu bu böyle! Üç günde üç yer gezdik! Önce Yuvacık'da yeşille, doğayla hasret giderdik. Ardından Mudurnu'ya geçip biraz nostalji yaptık, eski dönemlerde kısa bir tur attık sanki. Ve Göynük'de maceraya doyduk. Dönüş yolunda Bolu'da bir köye uğrayıp mantar avcılığına çıktık ve burada keyifli bir nokta koyduk tatilimize.













 İlk durağımız daha önceki İstanbul'dan Bir Adım Uzakta Yuvacık'tayız yazımda tanıttığım Yuvacık! Yazımda da belirttiğim gibi işletme vasat ama doğası güzel. Baraja, dağlara, yeşile bakıp çayını yudumlamak, mis gibi oksijeni içine çekmek, ağaçlardan topladığın meyveleri yemek çok keyifli. O yüzden ilk durağımız Yuvacık!

Çoluk çocuk, kakara kikiri, dere tepe yürüyüşle geçiyor ilk günümüz.


Üç kız kardeş ...


Bir gece Yuvacık'ta konakladıktan sonra Mudurnu'ya geçiyoruz.


 "Nostaljik Bir Konaklama, Fuatbeyler Konağı" yazımda anlattığım Fuatbeyler Konağı'nda çok keyifli  iki gece geçiriyoruz.




Burası Mudurnu'nun tarihi hamamı.



Nostaljik evlerle, dükkanlarla dolu sokakları yağmura rağmen arşınlıyoruz!








Ah ahhh!!! Yazılarımı takip edenler anladılar belki beni :)))








Burası Saat Kulesi'nin olduğu tepede bulunan Doruk Türbesi.


Ve Saat Kulesi...


Mudurnu'ya genel bir bakış için çok ideal bir nokta!



Ve merkeze çok yakın bir köyü ziyaret, kızımın inekle ilk kez bu kadar yakından buluşması...


Ertesi günkü adresimiz normal başlayan ama yağmurla birlikte maceraya dönüşen Göynük! 


Burası da Mudurnu'ya doğal olarak çok benziyor. Ama daha planlı ve büyük! Yağmurun azizliğine uğrayıp çarşısını, pazarını gezemiyor, arabayla yağmurun izin verdiği ölçüde panaromik bir şehir turu yapıyoruz. 




Arabadan inebildiğimiz tek yer Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemsettin'in türbesi oluyor. Türbe,1464 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış. Küfeki taşından yapılmış kasnaksız bir kubbe ile örtülü altıgen planlı bir yapıymış (Küfeki taşı, topraktan çıktığı anda her türlü işleme uygun olan, kolay işlenen; havayla temastan sonra havadaki karbondioksiti bünyesine alarak sertlik, dayanıklılık kazanan bir taşmış ve aynı zamanda klimatik özelliği de varmış. Yaz aylarında bunaltıcı sıcağı ve kış aylarında dondurucu soğuğu absorbe ederek rahat nefes almanıza yardımcı oluyormuş). Kapının üzerinde ise sivri kemerli bir alınlık var. İçi çok sade. Kubbenin oturduğu pandantifler ilgi çekiciymiş. Bu arada pandantif şimdi öğreniyorum ki bir yapı mimarisinde kullanılan özel bir inşaat tekniği olup kare şekilli bir oda boşluğu üzerine daire şekilli bir kubbe veya  dikdörtgen şekilli bir oda boşluğu üzerine elips şekilli bir kubbe inşa etmek için kullanılırmış. Aşağıdaki fotoğrafta sarı ile gösterilmiş pandantifin ne olduğu. Toprağın bol olsun Akşemsettin Hazretleri,  sayende yeni şeyler öğrendim. 


 Kenarda, altta ve üstte ikişer sıra halinde yer alan pencerelerden üst sıradakiler geç devre ait renkli camlı alçı şebekelerle süslenmiş. Akşemseddin’in ceviz üzerine kabartma yazı ile süslü olan sandukası Osmanlı ağaç işçiliğinin güzel bir örneğiymiş. Kapaklar nar çiçeği kabartması ile süslenmiş. Türbede ayrıca Akşemseddin’in oğulları Sadullah ile Emrullah Çelebi'lerin de sandukaları var. Bu arada her yıl Göynük'te 29 Mayıs'tan bir önceki pazar günü büyük katılımların olduğu Akşemsettin'i anma etkinlikleri düzenleniyormuş. Meraklısına duyurulur.

,

Sandukanın ağaç işçiliğini göreydik iyi olacaktı.


Türbeden çıkışta macera başlıyor. Taa İstanbullardan getirdiğimiz özel sucukla mangal yapacağız diye kafamıza koyduğumuzdan ve yanımıza almayı unuttuğumuzu yarı yolda fark edip geri gidip alışımızdan gök yarılmış ne yazar diyerek azmediyoruz mangal yapmak için. Anacım yok yok yok! Bir kuru dal altı bile yok! Sabırlar tükendi, yavrular acıktı, ümitler tükenmek üzere. Sileceklerin son hızda çalıştırıldığı yağmurda kaç kilometre ya da kaç saat gezdik geçmiş gün şimdi hatırlayamadım. Allah'tan grubumuzda o bölgede tanıdıkları olan biri var da temasları sayesinde Çubuk Gölün'den haberdar oluyoruz ve günü unutulmaz bir anıya dönüştürecek yere kavuşuyoruz. Burası şimdi adını hatırlayamadığım bir dizinin seti olarak Çubuk Gölü'nün kenarına yapılmış ve sonra oradaki halka bırakılmış. Şimdilerde burayı yöre halkı işletiyormuş. 


Çölde Serap görmek gibi bir şey burayı bulmak! O kadar saatten dön durdan, yağmurdan sonra buradan daha güzel bir yer olamaz gibi geliyor bize. İçeride çıtır çıtır yanan şömine, bizi nasıl sıcak karşılayan yurdum insanının getirdiği çaydan başka ne isteyebilir ki insan! Hmm sanırım uğruna sefil olduğumuz sucuklar da fena olmaz :))) 



Karnımız doydu, kemiklerimiz şöminenin sıcağında ısındı. Gevşedik, rahatladık; daha ne olsun!




Ha unutmadan çıkarken borcumuz ne kadar deyince nasıl geniş yürekli insanlarsa fırsatçılık yapıp bizi soymaya çalışacaklarına  borcunuz yok dediler. Var mıdır böyle memleket başka acaba!!! 


Burası eminin baharda da çok güzeldir. Bir de o zaman gelmeli!


Ve tatilimizin son durağı yolu bir otelde aşçılık yaptığı sırada ablamla kesişen ve sonraları ahbabı olan misafirperver Ayşe Hanım'ın Bolu'nun bir köyündeki evi. Ayşe Hanım ve ailesine misafir olup bayramlaşıyoruz. Şalvarları çekip beraber yaylaya çıkıyor, mantar topluyor ve bu bayramı da çok şükür mutlu mesut anılarla geçiriyoruz. 


Sobanın yanında oturup ısınmak, yer sofrasında tabaklarımıza kaşık sallamak ne güzel! Kızımın da bu deneyimi yaşama şansı olduğu için çok mutluyum. Ama daha güzeli kızım bu deneyimi çok yakında annesinin doğduğu köyde yaşayacak olması inşallah. O yazıyı yazmak, sizlere kendi köyümü göstermek için şimdiden heyecanlanıyorum. Hadi bakalım inşallah!



Kaynaklar:









2 yorum:

birdysevda dedi ki...

Çok güzel bir gezi yapmışsınız.Göynüğü ben de çok beğenmiştim.Sevgiler...

Ayşe Gençer Memiş dedi ki...

Çok teşekkürler birdysevda. Göynük'ü keşke biraz daha gezebilseydik çarşı pazar, aklımda kaldı. Bir dahaki sefer inşallah, sevgiler :)))