Çocuklara Matematik Nasıl Sevdirilir?


Üniversitede matematik okudum. Çatlak biraz galiba dediğimiz matematik profesörleri bize şimdi düşünüp de ah ah diye hayranlık duyduğum halleri ile matematiği anlatmaya çalışırlardı.Matematik bir sanattır derdi biri, diğeri de bir şiir. Bir profesör hocamız bir arkadaşımıza soru sorup cevap alamayınca "Sen hiç şiir okudun mu? Okusaydın bu soruyu cevaplayabilirdin." demişti de en çatlağı o gibi gelmişti. Bir diğeri tahtaya bir teorem, bir eşitlik, ifade yazdıktan sonra tahtanın karşısına geçer, gözlerini kısar, elini çenesine koyup öylece bakar ve nasıl etkilenirdi yazdıklarından. Biz de tiyatro izler gibi izlerdik hocamızı. Sonra birden bir elini yukarı kaldırıp yüksek perdeden bir sesle içten bir dua ederdi, "Toprağın bol olsun Riccati!" diye mesela.


Hocalarımızın bu kadar etkilendiği matematik bilimi nasıl oluyor da öğrenciler tarafından bu kadar sevilemiyor, ona karşı oluşturulan direnç kırılamıyor?



Nereden başlasam acaba?



Bir süre özel ders vermiştim. O dönemde sonuç alamadığım öğrenci olmamıştı. İlk iş onlara neden matematik öğrendiklerini açıklıyordum sohbet ederken. Yoksa trigonometri, limit, karekök, katı cisimler ne işime yarayacak benim diye oturursa çocuk masaya ona pek bir şey öğretmek pek mümkün olmuyordu. Ders benim için de derin derin nefes almam gereken, 10'a kadar sayıp durduğum içimin şiştiği sabır sınavından başka bir şey olmuyordu.



Bir şeyi neden yaptığını bilmeden ki hele de bu seni zorlayan bir şey ise, onunla uğraşmak çok gereksiz gelir insana, hele de çocuğa. Çoğu çocuk geçmek için çalışır, geçer not alsam yeter bana der. Matematiğin kazanımlarından uzak öğretmenin de yardımı ile geçmiş olur işte. Sonraki seneler daha çok zorlanır. Kör topal geçer yıllar.O yüzden aman önce çocuk neden matematik öğrendiğini öğrensin!



Öncelikle matematik öğrenmeyi öğretiyor insana. Önyargıları kırıyor yeni bir şeyi öğrenirken ya da karşına bir problem çıktığında dur bakalım neymiş çözeriz evelallah dedirtiyor. Kendine güven duygusunu geliştiriyor. Hiçbir şeyi gözünde gereksiz büyütmene izin vermiyor.
Seni başkalarına göre değil tabi ki, kendine göre daha iyi düşünebilen biri yapıyor. Farklı bakış açıları kazandırıyor. Hafızanı güçlendiriyor.



Futbolcuları düşünmelerini istiyordum çocuklardan. İhtiyaçları olan şey kondisyonlarını geliştirmek olduğundan sürekli antrenman yapıp güçlenmeye çalışıyorlar öyle değil mi? Hareket vücut kaslarımızı geliştiriyor. Vücudumuzu daha güçlü, dirençli yapıyor. İşte matematik de bu işi beynimize yapıyor. Ne kadar matematik düşünme becerisi kazanırsak ne kadar yeni şey öğrenirsek, farklı farklı sorular çözersek beynimizin kondisyonu da gelişiyor, düşünme yollarımızı genişliyor, yeni yeni kanallar açılıyor.



Daha güzel, daha farklı bakış açıları kazanıyor insan. Sonuca giden etkin ve kısa yolları görebiliyor öncekine nazaran.Öğrenmeye karşı direnç kalktığından başka başka şeyleri öğrenme konusunda yetenekli ve istekli yapıyor insanı. 



Çocuk matematiği sosyal hayatta genellikle direkt kullanmadığını, matematiğin kendine kazandırdığı becerilerle hayatta daha güçlü var olacağını anlamalı, öğrenmeli. Her çocuğa kendi yaş seviyesine uygun açıklanmalı bunlar.



Tamam diyelim çocukta matematiğe karşı oluşturulan direnci kırdık, hevesli artık öğrenmeye. Çocuk neren başlayacak?



Direnç kırılırsa en önemli problem aşılmış oluyor aslında. Çocuk dersi derste öğrenir. Öğretmeni can kulağıyla dinlerse (tabi öğretmenin kendini dinletebilecek özellikte olması gerekir.) çok çok önemli eksiği yoksa öğreniyor. 



Bir süre de devlet okulunda öğretmenlik yapmıştım. 7.sınıflardan birindeydim. Bitirim posta bir öğrenci hiç beni dinlemiyordu. Son dersti. Çocuğa sınıfta kalmasını söyledim ders bitince. Derste çözdüğüm soruyu çözemeyeceğini bilerek (dinlememişti çünkü) tekrar yazdım tahtaya. Çözmesini istedim. Çözemedi. Çözümünü göstermek istediğimi söyledim. İster misin diye sordum. İstedi. Anlattım aynen derste anlattığım gibi ne eksik, ne fazla. Sonra aynı tip başka bir soru yazdım. Çözmesini istedim. Çözdü. Beni derste dinlerse bütün soruları bu şekilde çözebileceğini söyledim. Sonraki derslerde daha istekliydi ve bir gün annesi gelip beni bulmuş, ne yaptınız benim haylaz oğluma evdeki davranışları bile değişti demişti. Gördüğünüz gibi çok bir şey yapmamıştım aslında. Sadece 5 dakikamı ayırıp onu dinlerse yapabileceğine inandırmıştım. 
Öğretmen çok önemli tabi. Yük sadece çocuğun hele de velinin hiç değil!



Ne yazık ki matematik konuları diğer derslerde olduğu gibi birbirinden bağımsız değil, hep iç içedir bildiğiniz gibi. Örneğin eğer çocuk 7. sınıftaysa ve önceki sınıflardan eksikleri varsa başarılı olması biraz zor oluyor. Öncelikle eksik bilgiler tamamlanmalı. Basit şeylerle başlanıp çocuğun yapabildiği gösterilip heveslendirilmelidir. Heves ve merak en çok ihtiyaç duyulan şeydir öğrenmede çünkü. 



Bir öğrencim vardı. İstanbul'un en iyi bilinen özel okullarından birinden bir diğerine geçmiş 6.sınıfta sınıf tekrarı yapıyordu 3x3 ü parmakları ile 3,6,9 diye hesaplayıp söyleyebiliyordu. Çocuk aşağı yukarı 3.sınıf seviyesindeydi. Öyle bir çocuğa 6.sınıf matematiğini çalıştırmak matematik ile arasını iyice açmaktan başka bir şeye yaramazdı. Öncelikle çocuğun geçmişten gelen eksikleri tamamlanmalıydı. Kolları sıvayıp 3. sınıf seviyesinden başladık çalışmaya. Çocuk yapabildiğini gördükçe heveslenmeye başlamıştı. 4.sınıf seviseyine geldi bir süre sonra, istikrarlı bir şekilde ilerliyordu. O ara öğretmen tabi ki çocuktaki gelişimi fark edemezdi çünkü ondan 6.sınıf performansı bekleniyordu. Gittim okuluna hocasını bulup konuştum. "Çocuk istekli, geliştiriyor kendini. Aman hevesini kırmayalım durum böyle böyle" diye anlattım. Öğretmenin de desteğini alıp çocuğu getirdik olması gereken bilgi düzeyine. 7. sınıfta çocuk matematik dersinde sınıfın lokomotif öğrencisi olmuştu ve matematik öğretmeni olmak istiyordu artık.Kendine inanıyor, yapabileceğini biliyordu.



Bu yüzden işi zorlaştırmamak, borç bakiyelerini sonraki senelerinin ekstrelerine aktarmamak için matematikte yapılması gereken şey, o sene öğrenmesi gereken bilgileri öğrenmiş olarak üst sınıfa geçmesi gerektiği öğrencinin. Minik minik tepeler birleşince çocuğun önünde geçilmez dağlarmış gibi duruyor, matematik gözünde büyüdükçe büyüyor. 



Bir öğrencim vardı, adı Ozan! Hiç unutmam üzerimde hakkı çoktur. Ona bir şeyi anlatırken, bir formül öğretirken "Peki ama neden öyle?" derdi. Ben de ezbere dayalı sistemin bir ürünü olduğum için o sorunca sorardım kendime sahi neden öyle diye. Ona derse gitmeden önce oturur kendim incelerdim formülleri, yöntemleri neden öyle, şimdi Ozan bunu bana kesin sorar diye. Sayesinde matematiğin mutfağına girmiştim. Ozan ona daha önceden kazandırılmış sorgulayıcı, ezberden uzak bakış açısı ile formül bilmese de mantık yürütmeyi iyice öğrendiğinden kendi çıkarırdı formülleri, henüz göstermediğim yöntemleri bularak çözerdi bazen soruları.




Bir şeyi anlamak farklı, uygulayabilmek farklı şeylerdir. Çocuk derste anlar öğertmenin anlattığını ama onun pekişmesi için aynı soruyu evde kendi kendine çözmeyi denemelidir. Baktı yapabiliyor, benzer soruları çözmelidir. Öğretmen ödev versin vermesin yapılması gereken bu, öğrendiklerinin pekişmesi için.
Çocuklara bunu şöyle anlatıyordum. Haydi bunları çalıştık, anladık kavanoza koyduk. Çıkıp gitmemesi için kavanozdan kapağının kapatılması gerekir. Kapağın kapanması da Adem Hocam belki bana kızacak ama çocuğun serbest çalışması ile oluyor. Çocuğun takıldığı, anlamadığı şeyleri görme fırsatı veriyor ödevler (kast ettiğim ortaokul ve lise). 



Üniversitede 1.sınıfta vize ve finallere çalışıp anladığımı sanmıştım. Sınava girince "Aaa ben bunlara çalışmıştım, biliyordum, heyecandan yapamıyorum galiba." demiştim ve hepsinden kalmıştım. Sonra anladım ki olay öyle değilmiş anlamak başka bir şey, kendi kendine uygulayabilmek başka bir şeymiş



Matematikte çok soru çözmek, farklı soru tipleri ile sınavlardan önce tanışmak için gerekli! Bunu da çocuklara şöyle açıklıyordum. Bir soruyu sınavda ilk kez görürseniz soru ile diyalogunuz şöyle olur."Merhaba ben Ayşe, sen kimsin, pek bir faklısın buralarda hiç görmedim seni, nelerden hoşanırsın, buradan mı gelsem sana buradan mı? Bir deneyeyim bakalım." Eğer daha önce gördüyse o tip bir soru çocuk, soru ile dialog bu sefer şöyle olur :"Hey merhaba naber, tanıyorum seni! Buradan gelebilirim sana!" Bu oldukça zaman kadandırıcı bir şeydir genel sınavlarda.



Bir de öğretmen olduğum dönemde Petek Dinçöz pek bir meşhurdu, herkes bilirdi; bana kızmasın adı çokça geçerdi derslerimde. Zor olan, çok komplike sorulara "Bülent Ersoy" sorusu; "çok zor, ustalık gerektiren" gibi gözüken sorular da Petek Dinçöz sorusu olurdu. Çocuğa hadi bak bakalım Petek Dinçöz sorusu mu, Bülent Ersoy sorusu mu deyince çocuk güler merak eder, çözmeye çalışır, fikrini söylerdi. Eğlence katardı bu aynı zamanda derse. Bu arada bunlar da ne demek mi dediniz? Yani şunu söylüyorum matematikte öyle sorular vardır ki gerçekten çok zordur görünce oh dersin bu da ne, kimi de öyle görünür ama aslında öyle değildir. Gel bakalım sen neymişsin diye çocuk korkmadan sorunun üzerine giderse şaşırtıcı şekilde kolay olduğunu görür. Bunu çocuğun önyargılarını kırmak için yapardım. Matematikte muhakkak çocuğun önyargıları kırılmalıdır öğretmeni tarafından. (bu arada oldukça süslü olmalarına karşın seslerinin güçlü olup olmadıkları yönüyle benzetirdim soruları bu sanatçılara) 



Mevcut sistemde matematikte başarılı olmak için bunlar gerekiyor bana göre. Çok uzatmışım, umarım istediklerimi sizi sıkmadan aktarmayı başarabilmişimdir. 



Sokrates'in çok benimsediğim bir sözü var öğrenme ile ilgili. Şöyle diyor öğretmenlere: 
"Öğrencilerinize bir şey öğretmeyin, onların düşünmesini sağlayın. Çünkü onlar düşünmeye başlarsa zaten kendi çabaları ile öğrenirler. Ve bir çaba sonucu öğrenilen bir bilgi, en kalıcı bilgi olur. Asla silinmez."



Sistemin ezberden anlayarak öğrenmeye geçtiği, öğretmenlerin çocuklara öncelikle düşünebilmeyi öğrettikleri, heves ve merak uyandırmanın asıl amaçları olduğu rüya günlere ulaşabilmek dileğiyle...

0 yorum: