Çar Aleksey Mihayloviç'in Fiyakalı Yazlık Ahşap Sarayı






İlk kez Phoebe Taplin'in Kolomenskoe yürüyüş rotasının ilk durağı olarak gördüğüm Kolomna Sarayı ya da diğer adıyla Çar Aleksey Mihayloviç Sarayı (Коломенский дворецДворец царя Алексея Михайловича) ta o zamandan restorasyon çalışmaları altında olduğundan ziyaret için takibimdeydi. Daha sonra bir kaç kez daha gittiğim ve sevdiklerimi de götürüp paylaştığım bu gözden uzak sarayın ziyarete açıldığını Moskova'ya beni ziyarete gelen ablamları götürdüğümde öğrenmiş, ama o kez de saatini kaçırdığımız için girememiştim.  Kısmet bugüneymiş. Saraya ulaşım koyu yeşil metro hattının güneyinde bulunan Kaşirskaya Metro istasyonundan yapılıyor. Metrodan çıkış için ise merkezden gelindiği düşünülürse trenden inince sağa dönüp platformda bulunan Kolomenskoe Park işaretlerini takip etmek yeterli. Dışarı çıkınca şöyle bir etrafa bakınca trafik tarafı değil otobüs durağınında olduğu taraftaki park yönüne yürümek gerekiyor. Zaten saray metro çıkışına çok yakın olduğundan park yönüne doğru yürürken uzaktan rahatlıkla gözüküyor. Gözüken bir diğer şey olan alt geçitten geçip Kolomenskoe parkının arka girişinde bulunan saraya varılıyor. Saraya giriş ücreti olarak 400 Ruble (yaklaşık25 lira) , fotoğraf için ise 110  Ruble (7 lira) alınıyor. Ziyaretçiler 10:00-16:45 saatleri arasında kabul ediyor.

17.yy yüzyılın ikinci yarısından kalma Rus ahşap mimarinin en güzel örneklerinden biri olan fantastik saray Çar Aleksey Mikhailoviç tarafından yazlık olarak kullanılıyormuş. 250 odası ve tam 3000 penceresi varmış. Pek inanılası gelmese de ne çivi ne de testere kullanılarak sadece baltalarla yapılmış ve o dönem  Rus marangozluğunun bir mucizesi olup dünyanın sekizinci harikası olarak anılmış. 






Çerçeve süslemeleri kremaya benziyor öyle değil mi!



 Dış kapı içeride göreceklerimizin müjdecisi gibi.



Her gördüğümde içini çok merak ettiğim bu sarayın, belki yazlık olarak  olarak kullanılmasından belki de dışının tamamen ahşap olmasından ötürü iç dekorasyonu ile beklentim nedense şark usulü olduğu yönünde. Bu düşüncelerle girdiğim kapıdan daha girer girmez gördüğüm manzara karşısında şaşırıyor, ihtişamı karşısında oldukça etkileniyorum. İşte bu beklentimden son derece uzak capcanlı duvar boyamaları beni afallatıp hoşgeldin diyor adeta!


Her bir köşede, detayda ayrı bir ihtişam var.







Çar hazretleri tavan süslemelerine  ve el yazması kitaplara bakılacak olursa astrolojiye, burçlara oldukça meraklıymış!


Ve çarın tahtı...


Saraydaki pek çok ısıtma ünitesinden (şömine de değil ki ateş koyacak yeri yok) biri.



Saray ahşap saray olunca ahşap mobilyalar da ön planda oluyor. Yalnız bunların kimisi mobilyacıdan dün alınmış gibi gıcır gıcır. Eski ve orjinal olanlar hallerinden ve önlerinde bulunan ayırıcı ve koruyucu şeritlerden kolaylıkla anlaşılıyor.




Çarın diğer odadaki tahtı. Burada sizi komik bir sürpriz bekliyor arslanlar tarafından hazırlanan!



Sol taraftaki muhterem de üstünde yazana bakılırsa sarayın sahibi Çar Aleksey Mihayloviç!



Bu nasıl güzel bir işçilik öyle!


Bir diğer olağanüstü güzellikteki ahşap oymacılığı örneği! Bu bir çocuk yatağı olsa gerek. Çünkü üzerindeki oymalarda ve odadaki ısıtma sisteminin üzerinde çocuk figürleri var.


Ve çarın banyosu...



Rus banyo geleneğinin vazgeçilmez bir parçası olan bir çeşit masaj yapmaya yarayan yapraklar (sanırım huş ağacından) banyonun her yerine dağıtılmış.


Banyanın (banya Rus hamamlarına verilen ad) gezinin sonu olduğunu düşünürken bir başka salona çıkıyor yolumuz. Duvardaki halıyı gözüm bir yerden ısırıyor gibi.


Gittiğim müzelerde gördüğüm şeyler arasında sandıklar, bavullar beni en çok etkileyen şeyler arasında oluyor. Belki de baktıkça insanın kafasında çok sayıda hikaye düşündürdüklerinden belki de kimbilir! 




Çar olmanın gereği demek ki yerden biraz yüksek olmakmış!



Duvar kaplaması ve kenar detayı:)))




Pariste Geceyarısı ( Midnight in Paris) filminde Gil'in başına gelenler benim de başıma gelseydi ne olurdu!


Duvar kalınlığını görmek için pencerelerin derinliğine bakmak yetiyor.


Sarayın içini gezmek bitince çıkıp biraz da dışını dolaşıyoruz. Yapının nasıl çivinin testeresiz, sadece balta kullanılarak yapıldığını anlamaya çalışyoruz. Aşağıdaki fotoğraflar bunu merak edenler için.




Eğer bu sarayı ziyaret ederseniz sarayın arka tarafına geçip ortadaki avluya, arka bölümlere bakmayı da atlamayın derim ben.



Her tarafının altını üstüne getirdikten sonra ne zamandır yapmayı planladığımız gerçekten görülmeye değer bu müze ziyaretini güzel Moskova anılarımızın sonuncularından biri olarak arşivimize alıyor, bir pazar gününü de böylelikle keyifle geçirmiş oluyoruz. 



Daha detaylı bilgi için buradan ya da buradan faydalanabilirsiniz.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Ayşe hanım bizde rusya seyahatimizde bu sarayı görmüştük fakat içini görme imkanımız olmamıştı. Gerçekten muhteşem görüntüler var. Çok teşekkür ederiz. Görmüş kadar olduk inanın.

Ertuğrul ÜLKER

Ayşe'nin Gazetesi dedi ki...

Ertuğrul Bey, ne güzel çok sevindim bunu duyduğuma, sevgiler:)))