Eskişehir Şehir Manzaraları



Hızlı tren ile 6’da çıktığım yola uçtu uçtu kuş uçtu misali varıyorum Eskişehir'e. Trende uykumu iyice aldığımdan gezmeye hazır zinde başlıyorum yürüyüşüme. Aslında soğuk biraz ısırıyor. Önce otele gidip alttan birer kat giymenin daha rahat hissettireceğine kanaat getiriyorum. Üstüne bir de kahve içip keşfe tam hazır hale geliyorum.

Yürüyüşe başlamadan önce Eskişehir’in tarihine hızlı bir göz atalım. Antik dönemde ve ortaçağda var olan bir kentmiş Eskişehir. O dönem Şarhöyük, Eskişehir bölgesinin en eski yerleşim yeriymiş. Ortaçağda terk edildiği düşünülen şehirden geriye sadece harabeler kalmış. İnsan yıllar sonra bu kente geri gelmiş, yerleşip burada yeniden bir hayat kurmuşlar ve adına da "Eskişehir" demişler. Şehrin ismi o günlerden günümüze kadar değişmeden gelmiş. 

Otelin penceresinden kente bir hoşgeldim selamı çakıyorum. 







Eskişehir'in kalbinde, İsmet İnönü Bulvarı'nda bulunan görkemli Ulus Anıtı üzerinde tarihin önemli şahsiyetlerinin heykelleri varmış. Alparslan, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Fahrettin Altay, İsmet İnönü  ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi...  Atatürk elinde dürbün ile çağdaş Eskişehir'e baktığı tasvir edilen anıtta ayrıca Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nda vatan için canını feda eden Mehmetçik'e ve cephe gerisindeki Türk kadınlarına, cumhuriyetin ilk günlerinden farklı meslek gruplarından insanlara da anıtta yer verilmiş.

Otelin penceresinden gördüğüm manzara bu şehirde karşılaşacaklarımın habercisi gibi...

Meydana yukarıdan bir bakış...

Ve Eskişehir sokaklarını arşınlamaya başlıyorum. Bu ikinci gelişim ama ilk gelişimde sokak sokak keşfetme fırsatı olmamıştı. Şimdi yalnız gezmenin verdiği özgürlükte içimdeki ses rotayı nereye çevirirse ben oraya…  Tramvay şehirde çok yaygın kullanılıyor. Dinlenerek şehri gezmek için bir yol tramvaya binmek.

Şu anda Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü Hukuk ve Muhakemat Birimi tarafından kullanılan yapının önündeyim. Tarihten bugüne kalan binaların zarif, mütevazi, sessiz bir örneği bu yapı. Pencerelerin üst kısmındaki sivri kemer formları, Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin etkilerini taşıyormuş. Pencere altlarındaki  mavi-turkuaz motiflerse Kütahya çinileriymiş. Bina bu çiniler ve sivri kemerli pencereleriyle "Birinci Ulusal Mimarlık Akımı" ait olduğunu gösteriyormuş. O dönem yapılan binaların dış cephesine Kütahya veya İznik çinileri yerleştirerek binaya bir bakışa göre "milli bir elbise" giydirmeyi amaçlıyorlarmış. Kamu binalarında simetri, devletin ciddiyetini, düzenini ve sarsılmazlığını simgeliyormuş Bu binada da simetri çok net vurgulanmış. Ayrıca sütunlar, antik çağdan beri "taşıyıcı güç" ve "saygınlık" sembolüymüş; burada da binanın kamusal ağırlığını artırmak için kullanılmış. Binanın iki yanında yer alan, ayrıca sağlı sollu sütunlarla desteklenmiş giriş ona bir anıt havası katıyor. 

Bir alışveriş merkezi…


Bu ağaçlar yeşillendiğinde görmeli bir de buraları…


Her an karşına çıkabilecek heykeller, mini havuzlar, çinili çeşmeler şehrin göze hoş gelen süsleri…

Küçük bir havuz bile kente bir değer, bir renk katıyor, ferahlık veriyor. 


Yol boyu yürümeye devam ediyorum.





Ben de Cengiz Topel kim diyordum. Çocukken evimizin orada Cengiz Topel Cami vardı ve ben oranın Kuran kursuna giderdim. Meğer bir şehidimizmiş. Allah gani gani rahmet eylesin.









Reşadiye Cami, adını 1909-1918 yılları arasında hüküm süren Osmanlı Padişahı V. Mehmed Reşad'dan almış. Aslında orijinal yapı 1916 yılında Sultan Reşad döneminde inşa edilmiş. fotoğrafta gördüğünüz yapı, o orijinal bina değilmiş İlk bina zamanla harap olduğundan 1969-1978 yılları arasında tamamen yıkılıp yeniden yapılmıştır. Mimar Cevat Ülger tarafından tasarlanan bu cami, İstanbul'daki tarihi Eminönü Yeni Camii'nin stilini Eskişehir'e taşımayı amaçlamış. Çift minaresi, büyük kubbesi ve yanlarda yer alan yarım kubbeleriyle Mimar Sinan’ın klasik dönem mimari anlayışını 20. yüzyılda tekrar canlandırmış.




Nermin Mollaoğlu bir konuşmasında bir eve girince kitaplığı nereye koyduklarına baktığını söylemişti. Kenarda köşede mi yoksa evin merkezimde mi, en güzel köşesinde mi? Bu kütüphaneyi görünce aklıma Nermin Hanım geldi, şehirlerde de önemli kütüphanenin nereye konumlandırıldığı öyle değil mi Nermin Hanım? :)




Eskişehir Hava Şehitliği, Türk Hava Kuvvetleri'nin kuruluş ve gelişim sürecinde şehit düşen havacı personelin anısına Odunpazarı ilçesinde tesis edilmiş bir şehitlikmiş. 1921 yılında inşa edilmiş. Şehitliğin kuruluşu, Kurtuluş Savaşı'nın zorlu günlerine dayanıyormuş. 25 Mart 1921 günü, II. İnönü Savaşı sırasında keşif görevi için havalanan bir Fokker Tayyaresi arıza yaparak düşmüş ve bu kazada Pilot Üsteğmen Ahmet Fehmi şehit olmuş. Olayın öncesinde, Vecihi Hürkuş ile birlikte aynı uçakla savaşa katılan Üsteğmen Ahmet Fehmi, uçağın ilk arızası sonrası zorunlu iniş yapan Vecihi Hürkuş'un yerine, kısıtlı imkanlarla tamir edilmeye çalışılan Fokker uçağıyla Yunan kuvvetlerini keşfetmek için yeniden havalanmış, ancak kısa süre sonra uçak tekrar arızalanıp düşmüş.  Üsteğmen Ahmet Fehmi'nin buraya defnedilmesiyle şehitlik kurulmuş. Türk havacılık tarihinin bu ilk şehitlerinin ve sonraki dönemlerde şehit düşen havacı personelin kabirleri bulunuyormuş. Allah hepsinden razı olsun, gani gani rahmet eylesin.

Bayramın ikinci günü sokak sokak Eskişehir'i arşınlarken tatlı bir kız ve annesi geleneklerin yok olmasına izin vermeyerek gülümseyerek gelip bayramımı kutladılar ve avcuma bu tatlı şeker paketini bıraktılar.

Eskişehir Öğretmenevi...

Ayağımın tozuyla bir müze ziyareti gerçekleştiriyorum. Eti Arkeoloji Müzesiyle iligli detaylı deneyimini Eskişehir Müzeleri isimli yazımda okuyabilirsiniz. Özetle paylaşmak gerekirse Odunpazarı Evleri'nin çok yakınında yer alıyor ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu topraklardan elde edilen zengin arkeolojik miras sergileniyor. Müzede, başta Frigya Uygarlığı olmak üzere, Paleolitik dönemden Osmanlı'ya kadar uzanan dönemlere ait eserler sergileniyor.

Müzeden çıkıp tarihi Odunpazarı evlerine doğru yürüyorum.


Uzun kuyruk .çekiyor dikkatimi. Balmumu heykel müzesine ait olduğunu duyumca açıkçası biraz şaşırıyorum.  Bu kadar ilgi çeken bir müze olduğunu bilmiyordum. İstanbulda adını 18. ve 19. yüzyıllarda yaşamış Fransız balmumu heykeltıraşından alan Madam Tussaud Müzesine gitmiştim ve çok ilgili çekmemişti. Belki de bundan dolayı olabilir şaşırmam. 

Eskişehir'in tarihi Odunpazarı semtinde, koleksiyoner Erol Tabanca'nın kişisel çağdaş sanat koleksiyonunu kamuyla paylaşmak amacıyla kurduğu özel bir müzeymiş. Müzeyi çekici yapan benim için öyle sanıyorum ki başka pekçok kişi için öyle olmuştur mimari tasarımı. Bu tasarımın içinde sergilenen şeyler neler olabilir merakıyla motive bir şekilde giriyorum müzeye. Müze hakkında detaylı yazımı buradan ulaşabilirsiniz. 


O bölgede çokça müze var. Kombine bir bilet alıp dört müzeyi sırayla geziyorum. Hamam Müzesi'nin yanında satılıyor biletler. 







Sokak sokak geziyorum Odunpazarı'nı...

Başkan Büyükerşen Slavakya'da gördüğü Kanalizasyon İşçisi Kumil heykelinden esinlenerek yaptırmış.

Esinlenilen eser şu

Heykelin hemen çaprazında Tarihi Atlıhan El Sanatları Çarşısı yer alıyor. Hediyelik eşyalar alabileceğiniz bir han burası. Hemen her yerde bulunacak kalite gözetilmeden sunulan ürünler yerine daha özenli, yerel ve butik ürünler satılsa daha ilgi çekici bir yer olabilirdi diye düşünüyorum, Eskişehir'e daha değer katabilirdi. Hanın adı nereden geliyor biraz onu konuşalım.

Eskişehir'in büyük toprak sahiplerinden Takattin Bey tarafından 1850 li yıllarda yaptırılmış. Çevre köylerden ve kasabalardan gelen pazarcılar köylüler ve seyyahlar hayvanlarıyla bu handa konaklarlarmış. Odun satmak için gelen köylüler öküz veya ata arabalarını hana bırakıp pazarda odunlarını satar geceyi de yine bu handa geçirirlermiş. Sabah köylerine dönerlermiş. Bölge adını bu Odunpazarından alıyormuş. 






Meşhur Çibörek yeme vakti geldi. Birkaç yerde öerilerde Kırım Tatar Çibörek Evini duymuştum. Etin suyu hamuru yumuşattığı için çıtırlığı gitmişti. Bunun için önlem alırlarsa çok daha iyi olacaktır 

Estetik ne güzel şeysin gözünü seveyim...





İŞte benim kalbimi bıraktığım yer. Yolumu bırdan geçirtmeye çalıştığım doğrudur tatlı molaları için. Ne yazık ki yemek yedikten sonra buradan geçtiğim için sadece tatlılarını yeme fırsatım oldu ve tatlılara tam not verdim. Ayten Usta'ya sevgiler...









Batı Cephesi komutanı İsmet Paşa  (İnünü) 1. ve 2. İnönü Muhareblerinde Eskişehir'e gelişlerinde bu binada konaklamış. Bina ziyarete açık ama ben kapanış saatinden öce gelemediğim için ziyaret edememenin burukluğu ile selamlayarak geçmekle yetiniyorum.



Ah bu taşlar bu taşlar...


Şimdi Eskişehir'in en eski dini yapılarından biri olan Osmanlı döneminden kalma en önemli tarihi ve kültürel miraslarından olan  Kurşunlu Cami ve Külliyesi'ndeyim. Külliye, kentin tarihsel kimliğini yansıtması açısından çok kıymetli. Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa tarafından 1525 yılında yaptırılmış. Külliye klasik Osmanlı mimarisinin 16. yüzyıldaki taşra örneklerinden biriymiş. Bu yapılar, geleneksel Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyıp döneminin karakteristik işçiliğini yansıtıyormuş. Külliyenin inşasına dair net bilgiyi, caminin giriş kapısı üzerinde bulunan ve yapım tarihini veren kitabeden alınmış. Zaman içinde çeşitli onarımlar geçirmiş, son kapsamlı restorasyonu 2010-2011 yıllarında gerçekleştirilmiş ve yapılar aslına uygun olarak yenilenmiş.

Külliye, merkezdeki cami ile birlikte çeşitli yapılarıyla sadece dini bir oluşum değil, aynı zamanda sosyal yardımlaşma ve eğitim gibi işlevleri olan bir yapıymışi Kare planlı ve tek kubbeli olan cami, kubbesi kurşunla kaplı olduğu için Kurşunlu Cami olarak anılıyormuş. Külliyenin diğer yapıları arasında bir şadırvan, aşevi, kervansaray ve subyan mektebi varmış.  Kurşunlu Cami, inşa edildiği günden bu yana kesintisiz olarak ibadet işlevini sürdürmüş. Külliye içinde yer alan kervansaray ve aşevi gibi birimler ise tarihsel süreçte yolcuların, yoksulların ve öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere hizmet vermiş.










Semazen odalarının bulunduğu yapı alışveriş yapılan bir yere dönüştürülmüş. Öyle bile olsa ticari kaygılardan arındırılıp dini figürlerin olduğu bir yer olabilirdi. Kolye bilezik almak bana biraz galip geldi doğrusu. Kolye bilezik her yerde satılabilir, alıcısına her yerde ulaşabilir. Bu gibi yerleri ruhundan uzaklaştıracak şeylerle doldurmamanın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Hat sanatıyla yazılmı. yazılar, Türk Osmanlı mimarisinin örnekleri çini yazıları, belki külliyeye ait şeylerin maketleri pek çok şey olabilir. 








Kaynaklar:

Reşadiye Camii (Odunpazarı)

https://odunpazari.com/mekanlar/odunpazari/dini-yapilar/resadiye-camii/

https://odunpazari.com/mekanlar/odunpazari/sehitlikler/hava-sehitligi/

Piri, Eskişehir, Sevginin Şehri

https://odunpazari.com/mekanlar/odunpazari/dini-yapilar/kursunlu-cami-ve-kulliyesi/

Hiç yorum yok: