Bir Uçtan Bir Uca Kar Altında Park Kulturi

Bu yürüyüş için Phoebe Taplin'e teşekkürler!




Bugünkü yürüyüşümüz de yine Phoebe Taplin'in haftasonu yürüyüşlerinden biri. Yoğun kar yağışı altında gerçekleştirdiğimiz bu yürüyüş, bölgede Gorki Parkı'ndan başka görülecek şeyler de olduğunu gösteriyor bize. Bir çoğu bir mimari anıt olan eski binalarla dolu, Moskova'nın emlak açısından en gözde yerlerinden biri olan bu eski yerleşim yerine ulaşım,  Park Kulturi (Парк Культу́ры) metro istasyonundan yapılıyor. Metroda kırmızı hattaki tek çıkıştan Ostejenka Caddesi (ул. Остоженка)'ne çıkıyoruz. Işıklardan karşıya geçip keyifli yürüyüşümüze başlıyoruz. Yürüyüşün harita üzerindeki planı yazının sonunda yer alıyor.







İlk durağımız 1832-1835 yılları arasında Stasov ve Shestakov tarafından yiyecek deposu olarak dizayn edilen, günümüzde ise Moskova Tarih Müzesi'nin şubesi olarak kullanılan bina. Dışarıdan değil ama yaptığım araştırmada müzede sergilenen şeylerle, özellikle erkeklerin ilgi alanına giren eski arabalarla ilgi çekici. İşte Wikimedia'dan aldığım bu arabalardan birinin bir fotoğrafı. Diğerleri müzeyi ziyaret edince inşallah!


İşte Ford'un ilk arabalarından biri!


19.y.y.'dan kalma rengi, kolonları ve alınlığı ile dikkat çeken bir bina.


Moskova Tarih Müzesi'ni geçip devam edince ilk sağda bulunan Kropotkinskiy Sokağı (пер. Кропоткинский)'na dönüyoruz. Numara 13'deki bu bina Art Nouveau'nun ustası, Fyedor Shektel'in en güzel eserlerinden biri olan Derozhinskaya Konağı. Konak, 1901 de bir tekstil fabrikatörünün kızı için inşa edilmiş. Art Nouveau'da alışılageldiği gibi simetrik değil. Binanın dört cephesi de birbirinden farklı. Umarım bir gün içini de gezmek kısmet olur.




Ostozhenka Caddesi'ne geri dönüp bir sonraki sokağa, Pomerantsev Sokağı(пер. Померанцев)'na giriyoruz. Sokağın hemen girişindeki 3 numaralı binada, şair Sergei Yesenin, beşinci hanımı olan Tolstoy'un torunu Sophia Tolstaya ile 1925'de bu evde yaşamış. O dönemde Yesenin'in içki alışkanlığı kontrol edilemez boyutlara ulaşmış. Ayrıca yaşadığı ruhsal bozukluklar nedeniyle bir ay hastanede kalmış. Söylenene göre hastaneden çıktıktan sonra bir otel odasında bileklerini kesmiş ve kanı ile  son şiiri olan " Elveda Dostum Elveda" yı yazmış ve otuz yaşında hayata veda etmiş.



Geri dönüp bu binanın hemen çaprazında, Ostozhenka Caddesi'nde yer alan, önünde bir de küçük  park olan  neoklasik saraya geliyoruz. Bina, 1771 yılında Büyük Katerina'nın akıl hocalarından biri olan General Yeropkin için inşa edilmiş ve sonrasında 1805 yılında okula dönüştürülmüş, şu anda ise Moskova Devlet Dilbilim Üniversitesi  olarak kullanılıyormuş. Klasik bir Rus romanı olan Oblomov'un yazarı Ivan Goncharov da burada okumuş.


Diğer çaprazda bulunan bu süslü bina da üniversitenin bir parçası olarak kullanılıyormuş.


Caddenin hemen karşısında bulunan bu sade ahşap bina ise Turgenev Müzesi. Evin sahibi ünlü Rus yazar Turgenev'in annesiymiş ve 1840'ların başında yazar burada annesi ile yaşamış. 


Krotopinskaya Metro durağının yakınında satılan tatlıdan almak istediğim için bu noktadan itibaren  Phoebe'nin rotasından çıkıyor, Ostozhenka Caddesi'ni devam ederek kafamıza göre takılıyoruz. Bölgeden mimarisi ile ilgi çekici olan bir kaç bina.




Bu masalsı bina 1900-1903 yılları arasında, tanınmış Rus Art Nouveau ustalarından Kekushev (Лев Николаевич Кекушев) tarafından yapılmış. Yaptığı binalara bir aslan figürü ile imsazını atan Kekushev, tarihi Metropol Oteli'nin  mimarlarından biri olup Art Nouveau sitilinin Moskova'daki ilk uygulayıcısıymış. Aşağıdaki yapı ise mimarın kendi eviymiş. Kekyhseva Evi olarak bilinen bu yapıyı mimar boşandığı eşine vermek zorunda kalmış. Ayrıca bina üç metrelik aslan heykeli ile anılıyormuş ama ben onu göremedim ne yazık ki. Kim bilir belki de binanın içindedir!


Ve paylaşmak istediğim diğer binalar...



Renkli cephesi ile Barykovskiy Sokağı'nın ucundan dikkatimi çeken sade bir bina.


Bir gelinlikçi!


Zarif soğan başlarını sağdaki binaların arasından uzatan bu manastıra (Зачатьевский Ставропигиальный Женский Монастырь) Barykovskiy Sokağı'nı geçtikten sonra vardığımız dört yolda, sağdan içeri Zaçatevskiy Sokağı(Зачатьевский 2-й пер)'na dönünce ulaşıyoruz.  Altın ve gümüş kubbeli kilisenin içi, benzerlerine nazaran oldukça sade. 



Oya gibi işlenmiş bir başka yapı.


Ostozhenka Caddesi'ne geri gelip devam ederek Moskova'nın en büyük kilisesi olan Khrista Spasitelya (Храм Христа Спасителя)'ya ulaşıyoruz.  Kilisenin tarihi çok eskilere dayanıyor. Napolyon Bonaparte, Moskova'dan çekilince İmparator 1.Alexander, 1812'de Napolyon ordularına karşı alınan zaferin ardından Allah'a ve muzaffer Rus ordusuna şükranlarını sunmak adına burada bir kilise yaptırmaya karar vermiş. Kilisenin yapımı epey uzun sürmüş, üç çar (1.Alexander, 1.Nikolas ve 2.Alexander) görmüş. Devrimden sonra 1931'de kilise, Stalin'in karalı ile yap bozun bir parçası olmuş ve şehrin en önemli yerlerinden biri olan bu alana dünyanın en büyük ve görkemli bir sarayını inşa etmek amacıyla için  yıkılmış. 1994-2000 yılları arasında ise yeniden inşa edilmiş. Günümüzde kilise, 103 metre yüksekliği ile dünyanın da en uzun ortodoks kilisesiymiş


İşte kilisenin yıkım görüntüleri...








Yolu buralara kadar uzatmamıza neden profiterolcüye yaklaştık. Krotopinskaya metrosundaki kemerli yolun ilerisinde sağda.


Bread Papa's 1999'da Osaka'da açılmış ilk kez ve 12 yılda dünya çapında bir zincir olmuş. Şu anda Avustralya'dan Brezilya'ya üç yüzden fazla şubesi varmış. Burayı bana Taylandlı bir arkadaşım Japon tatlıcısı diye göstermişti. İyi de yapmış çünkü bu tat tam bana göre. 
Firma ürünlerinin koruyucu katkı malzemeleri olmadan doğal malzemelerden hazırladıklarını söylüyor. Profiteroller dondurulmuş olarak geliyor. Burada fırınlanıyor ve içine nefis kreması konuluyor. Üzerine pudra şekeri döküldükten sonra cumburlop mideye. Aslında yemeden önce fotoğrafını çekmeyi planlıyordum  ama enerjim azaldığından, belki de sabırsızlığımdan unutup hemen hüpletiyorum. Yum Yum yum! Fotoğraf çekmek ise vitrindekilere kalıyor artık.  Bu arada tatlıların tanesi 70 Rub (yaklaşık 3,5 TL). Sanki reklam almışım gibi oldu değil mi? Bunun hatırına bana artık bir koli yollamaları lazım gelir :)



Tatlılarımızı yedikten sonra enerjimizi depolayıp aynı caddeden Phoebe'nin rotasına geri dönüyoruz.


Artık rotadan saptığımız yerde, Mansurovsky Sokağı(Мансуровский пер)'ndayız. Sokağın köşesinde yaz aylarında bir çiçek bahçesine dönen Tiflis Restoran adında bir Gürcü Restoranı var. 
Aşağıdaki kuleli Art Nouveau bina ise restoranın hemen yanındaki Suriye Büyükelçiliği.


Sokağı devamındaki dokuz numaralı ahşap yapı, Bulgakov'un Master ve Margarita (Ма́стер и Маргари́та) adlı romanında model olarak kullanılmış. Okumak lazım romanı anlamak için.


Ve hemen yanındaki on bir numara, önemli bir yapı belli ki. Bir grup yerli turist grubuna bina anlatılıyor. Ne yazık ki tabelasını çekmeyi unuttuğumdan ne olduğunu araştıramıyorum. Binaya ait ikinci resimdeki bahçe duvarının altındaki küçücük kapı çok ilginç. Zamanında ne için kullanılıyorsa artık!




Sokağı tamamlayıp Prechistenka Caddesi(ул. Пречистенка)'ne varınca aşağıdaki iki binayı görmek için sağa dönüyoruz. Üst kısmı sarı boyalı bu Art Nouveau bina da, karşısındaki diğer sarayvari bina da ve hemen yanındaki pembe akademi binası da görülmeye değer. Binaların güzelliği her zamanki gibi detaylarda saklı. 





Bu heykelli giriş binanın altındaki restorana ait.





Aşağıdaki heykel, 1848-1916 yılları arasında yaşamış Rusya'nın önde gelen ressamlarından biri Vasily Surikov(Васи́лий Ива́нович Су́риков)'a aitmiş. Surikov'un büyük ölçekli tarihi tabloları Rusya'nın en tanınmış tablolarındanmış.


Bu yapı 1870'lerde dönemin ünlü profesörlerinden Lev Polivanov tarafından erkek çocukları için açılmış bir okulmuş ve Tostoy'un çocukları da bu okula gitmiş. Bizim girmediğimiz bir de avlusu olan bu üç katlı binanın ikinci katında sınıflar, üçüncü katında da yurt varmış. Polivanov Hoca'da bu binanın ikinci katında yaşıyormış. Öğrenciler okulda forma giyinmiyorlarmış, dersler elli dakika sürüyormuş ve onu on dakikalık ara takip ediyormuş. Öğlen ise bir saatlik özgür zamanları varmış ve öğrenciler bunu hava şartları uygunsa dışarıda geçiriyorlarmış. Günümüzden çok da farklı değil, öyle değil mi? 1899 da bizim hoca ölünce oğlu okul yönetimini devralmış. 1915'de bina bir ahşap tüccarına satılmış. Yeni sahibi Vena Firsanova, binanın içini dışını restore ettirmiş ve onu konser salonuna çevirmiş. Daha sonra yapı,  önce Devlet Sanat Akademisi, sonra Sanat Araştırmaları Akademisi'ne dönüştürülmüş.


Binanın ilk katına ait süslemeler!


Az öncekine benzeyen satılık bir bina. Almak hiç fena olmazdı öyle değil mi?


Ve dekorasyonu oya gibi işlenmiş bir başka bina daha.


İşte Moskova'nın merkezini belirleyen çember şeklindeki Sadovoye  Kol'tso caddesindeyiz. Bu çemberden iç içe üç tane var Moskova'da. İlki Moskova'nın kalbi Kremlin, diğeri fotoğrafta görülen Sadovoye Kol'tso ve en dıştaki çember de 3-e Transportnoye Kol'tso.



Bir Rus Devlet Dairesi



Sanırım insan bir süre sonra sahipleniyor bazı markaları uluslararası olsalar dahi ve onların başka bir alfabe ile yan yana olmaları ya da yazılmaları değişik geliyor tıpkı aşağıdaki binadaki tabelada olduğu gibi. 



Aşağıda karlar altında kalan heykel ise Tolstoy'a ait ve içinde bulunduğu alan, Tolstoy'un Savaş ve Barış adlı romanında, Pierre adlı karekterin Napolyon'un ordusunun esirleri infaz ettiğini gördüğü yermiş. Parka gelip Tolstoy'un heykelini gördükten sonra azıcık geri dönüp çaprazdaki Lva Tolstogo (ул. Льва Толстого) Caddesi'ne dönüyoruz. 


Biraz ileride sağda Moskova'nın en eski bira fabrikasını görüyor ve biraz yürüdükten sonra hemen bitişiğindeki Tolstoy'un evine ulaşıyoruz. Tolstoy Dedemlere gelmek, bahçesinde salınmak bir kez daha kısmet oluyor bana. Planım bir gün bu eve özel olarak bir kez daha gelmek ve her köşesinin fotoğrafını çekmek.



Tolstoy sabahları yanında bulunan bu fabrikanın çalan düdüğü ile uyanırmış. O dönemde evlerinde telefon olmadığından telefon etmesi gerektiğinde bu fabrikanın kapısını çalarmış.


Kapıdan başımızı şöyle bir uzatıyoruz. Kimse ses etmiyor, biz de giriyoruz bahçesine. Tolstoy dedemin gezdiği yerlerde bir kez de geziyorum. Bu evi, bahçeyi gerçekten çok seviyorum. Kendimi nedense buraya bir parça ait gibi hissediyorum, ne garip öyle değil mi! Sanki evlendikten sonra baba evine dönmüş gibi...


Tolstoy'un bahçesinde gezinmek, kara gömülmek. Hiç aklıma gelmezdi...



Ortadaki kapı direkt Tolstoy'un yatak odasına açılıyor. Soldaki yemek odası, sağdaki ise küçük yaşta ölen kızının odası. Üst kattaki pencereler ise misafirlerini ağırladıkları piyanolu ve koca yemek masalı salonlara ait. Biz bahçeden çıkarken Tostoy'un evinden çıkıp bilet gişesine giren deduşka teyzem bakıyor bize, bunlarda nereden çıktılar gibilerinden. Sanırım o ara bize bilet satıp satmadığını sorgulayarak bunadığından şüphelendi. Bu arada Tolstoy'un evindeki gezimi anlattığım yazıma buradan ulaşabilirsiniz.


Bir kahve ya da yemek molası vermek için Tolstoy'un evinin karşısında Jean Jacques Kafe-Restoranı var. Bizim başka bir planımız olduğundan onu es geçiyor, caddeyi devam ediyoruz. 


Lva Tolstogo Caddesinin sonunda, solda renkli boyası ile Aziz Nikolas Kilisesi (Храм Святителя Николая В Хамовниках) tüm güzelliği ile duruyor. Kiliseden doğru dönüp tekrar Park Kulturi metro istasyonuna ulaşıyoruz, biraz yorucu ama özellikle bir ara yoğun kar yağışı altındaki zevkli yürüyüşümüzü bitiriyoruz.




Daha büyük bir haritada görüntülemek için: İstikamet Park Kutlur



Kaynaklar:

0 yorum: