Duygu Deposu


Gary Chapman’ın Beş Sevgi Dili” kitabında yazar konuyu yine depo metaforu ile somutlaştırarak diyor ki 

”Her çocuğun içinde sevgi ile doldurulmayı bekleyen bir “Duygu Deposu” vardır. Bir çocuk gerçekten sevildiğini hissederse (burada kastettiği Adem Güneş’ten farkındalık kazandığımız onu sevmeye ihtiyaç duyduğumuz zaman verdiğimiz sevgi değil onun sevilmeye ihtiyaç duyduğu zaman, yeteri miktar ve yöntemle verilen sevgi tabi) normal olarak gelişecektir. Fakat sevgi deposu boş (ya da bence eksik) olduğu zaman yanlış davranışlarda bulunacaktır. Çocukların yaramazlıklarının çoğuna boş bir “sevgi deposu” nun özlemleri yol açar. Onların yaramazlıkları hissetmedikleri sevgiyi arayışın saptırılmış bir şekliydi. Sevgiyi hep yanlış yerlerde, yanlış şekillerde arıyorlardı.”

Devamını okuyun...>>

Sevgi Deposu

Sanıyorum yetişkin, çocuk pek çoğumuzun sevgi deposu dolu değil, sevdiklerimizin depolarını nasıl dolduracağımızı da pek bilmiyoruz; ondan tekleyip duruyoruz. Gary Chapman'ın 5 Sevgi Dili hoşuma giden bir kitap. Oradan alıntılıyorum aşağıdaki bölümü. Bu arada yasal mı değil mi bilmiyorum. Kitabın PDF formatına buradan ücretsiz ulaşabilirsiniz.

İncinen çiftlerin kalplerinin derinliklerinde, ibresi boşu gösteren görünmez bir “sevgi deposu” olabilir mi? Yanlış davranışlar, kabuğuna çekilmeler, acı sözler ve eleştirel bir ruh boş bir depo nedeniyle meydana gelir mi? Onu doldurmanın bir yolunu bulabilseydik evlilik yeni baştan doğabilir miydi? Dolu bir depo ile çiftler, farkları tartışmanın ve çelişkileri çözmenin mümkün olduğu, duygusal bir iklim yaratabilirler mi? Bu depo evliliğin iyi gitmesini sağlayan anahtar olabilir mi?






Devamını okuyun...>>

Eşleri Uzaklaştırma Sanatı

Eşlerin kendilerini birbirlerine koşulsuz bırakabilmeleri mutlu bir evliliğin ilk şartı belki de. Ne yazık ki bunu engelleyecek düşünceler daha beşikten başlıyor bilinçaltına yerleştirilmeye nelere mal olacağı bilinmeden. En basiti hepimiz duymuşuzdur erkek milleti değil mi, kadın kısmı gibi ayrıştırıcı sözleri... Sen yine de tam güvenme ne olur ne olmaz fikri bir yerlerde uyuyan bir düşünce gibi sızıyor bünyelerimize. Belki de “ Oğlum var diye sevinme, el kızı koynuna girmeyince, mülküm var diye gülme, yoksulluk görmeyince” gibi atasözleri nedeniyle erkek annelerini bir korku basıyor ve sonuçlarının farkında olmadan yapıyorlar bu telkini ya “el koynuna” girer de oğlum beni ikinci plana atarsa, unutursa diye. Beni unutma evlenince annenim ben senin demek istiyor belki ama bir bilseler nelere neden oluyorlar, söyleye söyleye ufak ufak zehirliyorlar. Kim bilir ne hikayeler telkinler duyuyor kadınlar ve erkekler evlenmeden önce... Eşiyle ve ailesiyle biraz ilgili olsa yiyor hemen arkadaşlarından “hanım köylü” takılmalarını bir erkek. Ne zaman ki erkekler ve kızlarla ilgili olumsuz genellemeleri yapmayız belki o zaman evlatlarımızın evlilik hayatına bir nebze katkıda bulunmuş oluruz...

Devamını okuyun...>>

Çocuklar İçin İlyada


Sahaflardan almıştım sanırım, çocuklar için Homeros’tan İlyada. Pek bana göre değilmiş, kısa olmasının hatırına bitireyim diye düşünüyordum ki sonra birden aklıma şu düşünce geldi ve kitap o andan sonra daha ilgi çekici bir hal aldı benim için. Hani ben hep merak ediyorum ya antik tiyatrolardaki temsilleri. Okurken bir an fark ettim ki böyle şeylerdir kim bilir diye. Sonra kitabı orada bir tiyatroda sahnelenen bir oyunu izler gibi okumayı denedim. Karakterler biraz abartı oyunculuk sergiliyorlardı neden öyle geldiyse bana. Biraz seyircileri, biraz oyuncuları izlemeye çalıştım. Böyle okumak daha keyifli geldi, ne kadar kaldı diye bakmadan okuyabildim ve "o dönem içinde antik tiyatroda ah bir şey izlemiş olabilseydim" meramım da hafifledi 😄Ama der misiniz ki büyükler için yazılmış olanını al oku o zaman. Derim ki çok mersi bu konsantre hal bana yetti :)

Devamını okuyun...>>

Keyif mi, Afiyet mi?

Geçen gün fark ettim, İngilizce'de afiyet olsun yerine "Enjoy your meal" denir ya ne güzel bir deyim. Yemeği keyif alınacak bir şey olarak görmek ve keyif al diye dilekte bulunmak. Biz afiyet (sağlık) olsun deriz. Böyle diyerek işin keyif yanını gözden çıkarıp sağlık olsun diye görev olarak mı yiyiyoruz? Çocuklardaki yeme problemlerinin ana nedenlerinden biri yemeğin çocuk için keyif halinden çıkarılması; zorlayarak, daha doymadın, sen dökersin dur ben yedireyim demek ve aman her şeyin vitaminini alsın diye yemekte hal bırakmadan her şeyi birbirine katıp karıştırarak sunmak. Keşke yemek bebeklikten itibaren keyif alınacak uzun ve güzel sohbetlerin vesilesi olarak görülebilse ve bizde de dilense yemeğin keyfine varılması... Ben de artık bundan sonra afiyet olsun yerine keyfini çıkar, keyifle ye mi desem... Evet evet öyle yapmalı...

Devamını okuyun...>>

Pedagog Dr. Adem Güneş



Hz. Muhammed "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." demiş. Ya peki başka bir çocuk gözümüzün önünde hırpalanır, ruhunda derin yaralar açılırken buna izleciyi kalan bizden midir? Bana göre çocuklarımızın şefkatle kabul edilip sarmalanması tok yatmasından kat kat önemli. Zira açlık unutulur ama edinilen olumsuz hislerin etkileri ömür boyu insanın peşini bırakmaz öyle değil mi? Ben pamuk gibi yumuşamış huzurla uykuya dalan kızımdan sonra nasıl yatağa girip huzur içinde uyuyabilirim ki bu düşüncelerle! 

Ben geceleri başımı yastığa huzurla koymak, olanlara seyirci kalmayıp bir şeyler yapıyor olmak, üzerimdeki vicdani yükten kurtulmak, elimi taşın altına koymak için yazıyorum bunları. Hepimiz bakınca tek kişiyiz, bir etkimiz yok gibi ama böyle tek tek bir toplumu oluşturuyoruz, gücümüzün farkına varalım...

Devamını okuyun...>>

Çocuklara Matematik Nasıl Sevdirilir?


Üniversitede matematik okudum. Çatlak biraz galiba dediğimiz matematik profesörleri bize şimdi düşünüp de ah ah diye hayranlık duyduğum halleri ile matematiği anlatmaya çalışırlardı.Matematik bir sanattır derdi biri, diğeri de bir şiir. Bir profesör hocamız bir arkadaşımıza soru sorup cevap alamayınca "Sen hiç şiir okudun mu? Okusaydın bu soruyu cevaplayabilirdin." demişti de en çatlağı o gibi gelmişti. Bir diğeri tahtaya bir teorem, bir eşitlik, ifade yazdıktan sonra tahtanın karşısına geçer, gözlerini kısar, elini çenesine koyup öylece bakar ve nasıl etkilenirdi yazdıklarından. Biz de tiyatro izler gibi izlerdik hocamızı. Sonra birden bir elini yukarı kaldırıp yüksek perdeden bir sesle içten bir dua ederdi, "Toprağın bol olsun Riccati!" diye mesela.


Hocalarımızın bu kadar etkilendiği matematik bilimi nasıl oluyor da öğrenciler tarafından bu kadar sevilemiyor, ona karşı oluşturulan direnç kırılamıyor?



Nereden başlasam acaba?

Devamını okuyun...>>

Kitap Kolik

Kitap okutmayı ve kitap incelemeyi çok seven 5 yaşına girmek üzere olan bir kız çocuğunun annesi olarak yazıyorum bu mesajı. 
Kızıma kitap sevgisini kazandırmış olabileceğini düşündüğüm yaklaşımımı paylaşmak istedim. 
Kitap fuarı 12 Kasım'da başlıyor bu yıl ve ben çekçekli bavulumu alıp fuara gitmek için heyecan duyuyor, gün sayıyorum. Kızım da aynı heyecanı paylaşıyor benimle ona getireceğim bir çekçekli bavul dolusu kitaba kavuşmak için. Emin olun bavulun içinde 2-3 kitap benim için oluyor sadece, diğerleri kızımın.  
Bence çocuğun kitabı sevmesi için çocuğun ebeveynini kitap okurken görmesinden çok onun kitap için ne kadar heyecanlandığını görmesi çok daha önemli. Bir şey için heyecanlanmak merak uyandırmanın ilk ve en basit yolu bana göre. 

Devamını okuyun...>>

Çocuklarda Yeme Problemi



Yemek yeme genellikle çocuğun bir problemi gibi ifade edilir çoğunlukla ama gözlemlerim bu konuda çocuğun fatura çıkarılması gereken son kişi olduğu yönünde.
Yemek yeme bir keyif işi olmalıdır her şeyden önce. Keyifli olması için birkaç argüman var tabi. Bunların biri yemeğin lezzetli olması gerektiği. Demek istediğim o küçük diye, baharatı ya da bunun gibi tat veren şeyleri eksik katıp yemeğin çekiciliğini azaltmamak gerekir. Çocuğa sunulan şeylerin tatsız tuzsuz çocuk yemeği olması bana göre yapılan önemli yanlışlardan biri . 

Kızıma hamileyken ne kadar çok duyusu çalışırsa farkındalığı o kadar yüksek olur diye okumuştum. Bu nedenle belki 3 ayından sonra ona koku duyusu gelişsin diye sürekli farklı kokular koklattım, adana kebaptan tarçına, kimyondan nefis kokan bir tatlıya kadar bir çok şey. Beslenmesinde de öyle davrandım. Tat alma duyusunu geliştirmek ve zevkli bir damak tadı olmasına yönelik biz ne yiyorsak ona da onu sundum bir yaşından sonra. Sarımsağı, soğanı hiç eksiltmedim mesela.




Devamını okuyun...>>

Şaşkın Küçük Ayşe


Mini mini bir çocuk iken efendime söyleyeyim nereye baktığımızı gözlerimizin belli ettiğini bilmiyordum, kafam nereye dönükse karşımdaki kişinin o tarafa baktığımı düşüneceğini düşünürdüm. İşte bu kendini 'cingöz' bulma durumuyla ilkokul 1. sınıfta canım sıkılınca akıllı uslu gözükeceğim ya kafamı öğretmene çevirip gözlerimi sınıfın her tarafında fıldır fıldır döndürürdüm. Yıllar sonra bile nasıl hoş bir hanımefendiydi diye hatırladığım sevgili öğretmenim fark edip de "Ayşe nereye bakıyorsun?" diye sorduğunda hayretler içinde kalırdım nasıl anlıyor yahu diye☺️ Nasıl anladığını birkaç yıl sonra şaşkınlıkla ağzımı açarak fark ettiğimi o kadar net hatırlıyorum ki o şaşkınlık hep yüzümde tebessüm bırakıyor. 😊
Ne güzel bir dönem şu çocukluk! Bıraksak da çocuklarımız doyasıya tadını çıkarsa...


Devamını okuyun...>>

Gülümsemenin Gücü

"Gülümsemek genellikle en temel şeydir. İnsan bir gülümseme ile emeğinin karşılığını alır, bir gülümseme ile ödüllendirilir, bir gülümseme ile can bulur. "
O la la! Gülümsemenin gücünü ne güzel anlatmış Sevgili Antoine'm! Her durumda her koşulda gülümsemeliymiş insan. Acıya rağmen tebessüm edebilmekmiş olgunluk, Değerli Pedagog Adem Güneş de böyle söylüyor.
Annem çok sıkıntılı olduğu zamanlarda onun bu sözünü uygulatıyorum ona. Başta biraz uğraştırdı beni ama hadi anne bir gülümse bak nasıl işe yarayacak göreceksin diye diye ikna edip de gülümsettiğimde ardından bir de kahkaha gelmişti. İşe yaradığını görüp en azından kısa süreli rahatlamanın bir yolunu bulup sen benim psikoloğumsun diye de övgülere nasip etmişti. Canınız mı sıkkın hadi gülümseyin, emin olun işe yarayacak! Dedim ya en azından bir süre için. Nereden mi biliyorum, tabi ki kendimden ... Ve bu arada 'bir gülümseme ile can bulmak', çok şükür ki bunu anlayabiliyorum


Devamını okuyun...>>

Kazın Ayağı


Birkaç gün önce matmazelimin sabah giyinmelerinden yakınıp kendimi özellikle bu konuda mercek altına almam gerektiğini düşünüp burada da paylaşmıştım. Konunun takipçisi olup ipuçlarını görmek için antenleri açınca bir ihtimal hayli yükseklerden göz kırptı bana! Anladım ki kazın ayağı öyle değilmiş, matmazelim kıyafeti giyse okula gidecek o yüzden bunu geciktirmenin bir yolu olarak bir türlü giyinmemeyi ve mızmızlık yapmayı bulmuş. İlk kez okula başladığı dönemde özellikle uzun tuttuğum sabah oynamaları okula iyice alışınca biraz kısaldı. Anladım ki matmazelim sabah bana doyamadığı için okula gitmek istemiyor. Şimdiye kadar tercihim önce giyinmesi, sonra oyun yönündeydi, tabi teşviklerim de dolayısıyla. Sabah planını komple değiştirdim.


Devamını okuyun...>>

Mutluluk



Mutluluk küçük şeylerden zevk almaktır ama acaba mutluluk en gerekli şey midir hayatta? Küçük bir şeyden mutlu olursun, sallanmaktan mesela! Binersin salıncağa deli gibi sallanırsın keyifle, mutluluğu hissedersin. İndikten bir süre sonra daha sürer etkisi. Ya sonra? Huzurun yoksa içini sıkıştıran şey gelir yine paçalarına yapışır gerekçeleriyle beraber. 
Sanal alemde ya da evinden dışarıda gördüğün, hayatın tadını çıkarıyorlarmış gibi görünen kişilerin nedense kalan diğer saatleri de öyle gibi gelir insana, hayat onlara güzel gibidir sanki! Belki de gözlemciler için isyan, mutsuzluk nedenidir bu. Aslında çoğunlukla gerçek hiç de öyle değildir! O tuzağa hiç düşmemelidir insan!







Devamını okuyun...>>

Evlilik


"Büyükler sayılara bayılır. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile. 'Kaç yaşında?' derler, 'Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?' Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar. " 

Küçük Prens'ten aldığım bu bölüm size ne düşündürttü? 

Bana insanların eş seçerken yaptığı hatayı gösterdi diyebilirim. Düşünsenize birinin evleneceğini duysanız soracağımız sorular ne olurdu?  Muhtemelen ikinci gruptakiler! 

Devamını okuyun...>>

Çikolatam


Az önce okuduğum pedagog Adem Güneş'in yine dokunaklı, alıcı, akıcı anlatımıyla kaleme aldığı bu çocukluk hikayesi, gözümün önüne onun küçüklük halini buruk bir gülümseme getirse de zamanımızda bolca engellenen, duyulmayan, olumsuz hisler yüklenen çocukları hatırlatıp hüzünlendirdi beni daha çok! 
Bebek beklerken ve sonrasında her duada Allah'tan yavrumun vatana, millete, ailesine, kendine hayırlı, faydalı bir evlat olması için gereken sevgi, bilgi, farkındalık, anlayış, sabır, olgunluk, her ne gerekiyorsa bize, karakteri de ona vermesini istiyordum ve istiyorum hala! Sadece benim için değil, cümle alemin evladı için! O kadar masum ve iyiler ki onların dünyalarına giremeyip bize küçük küçük şeylermiş gibi görünen ama onların dünyalarında koca koca olan şeyler için Allah hepimizi uyandırsın! 


Çocuk çocukluğunu, eş eşliğini, anne anneliğini, baba babalığını, yaşlı yaşlılığını yaşasa doyasıya engellenmeden, kırılıp dökülmeden!
Günler birer birer gidiyor ne olur farkına varsak da yaşasak ve yaşatsak doyasıya hisleri...
Bu arada minik mankenim matmazelimin fark ettiğimde çok geç olan benmari kabında çikolatayla tanışmasını anımsattı bu hikaye bana!
İşte Pedagog Adem Güneş'in anlatımı ile o özel hatırası ve ebeveynlere önemli notu!

Devamını okuyun...>>

Bayburt Sokaklarında



Gezi Tarihi: Eylül 2015
Geçen sene bayramda birkaç günlük ev misafirliği için gittiğim Bayburt'ta kısa ama keyifli birkaç saatimiz oldu matmazelim ile bu küçük şehri gezmek için. Şimdi fotoğraflara bakınca içten içe daha fazla gönlümce gezemediğimi görüp hayıflandığımı söylemeden edemeyeceğim doğrusu.  Erzurumlu olduğum için kültür olarak tanıdık bir şehirde yaptığım kısa ama keyifli turumuza başlayalım mı? Bu arada anladım ki gezi yazılarımı bundan sonra şehrin havası daha üzerimdeyken yazmalıyım. Uzun süre sonra hatırda kalanlarla bu iş gerçekten zor!



Devamını okuyun...>>

Ağva'da Bir Parça Huzur


Yaşlanıyor muyum ne! Toprağa, yeşile bir başka düşkün oldum son dönemde. Ne olur bir sap ağacım olsa da altında otursam diyorum kendi kendime. Gözüm hep yeşili görse, ayağımın altındaki yumuşak toprağı hissetsem, doğanın kokusunu içime çeksem... İşte bu yüzden her fırsatta doğaya kaçasım var. İşin doğrusu bir varış noktası olmasa dahi ormanlık yollardan arabayla gitmek bile güzel, o bile iyi geliyor insana. Bu nedenledir ki ruhumuzu doyurmak için bu pazar da yeşil ile Ağva'da buluşuyoruz. 
Ağva, Latince'de iki dere arasına kurulmuş köy ve su anlamına geliyormuş ve tarihi M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzanıyormuş. Romalılara ait kilise kalıntıları, kale kalıntıları, dağ değirmeni o günlerden bu günlere varolabilmiş. Bir de mağara varmış, Gürlek Mağarası. Rivayete göre Bizans askerlerinin hristiyanlığın yayılma döneminde yakaladıkları misyonerleri hapsettikleri bir mağara olarak kullanılmış. Mağarada bulunan insan kemikleri bu teoriyi destekliyormuş.
Bütün bunları umarım bir sonraki sefer keşfetme şansımız olur. Göksü ve Yeşilçay nehirleri arasında kurulu bu kasabadan biz bu sefer sadece bir parça huzur, dinginlik almaya geldik!


Devamını okuyun...>>

Çocuklarla Ramazan Heyecanı (Ramazan ve Çocuk)

  Geçenlerde Amerikalı bir arkadaşımdan bir mail aldım. Okudum, sevineyim mi ağlayayım mı bilemedim. Hristiyan arkadaşımdan gelen mailde çocuklara ramazanı nasıl sevdirileceğine, evde nasıl bir ramazan heyecanı yaşatilabileceğine dair ipuçların olduğu bir internet sayfasına ait bir link yer alıyordu (Linki yazının sonuna ekleyeceğim.). Oturdum ve düşündüm... Ramazan geliyor, orucu şunun için tutarız gibi açıklamaların, söylemlerden öte ne yapıyorum, millet olarak ne yapıyoruz diye. Portakal Ağacı sitesinin sahibi sevgili Hatice Hanım dışında doğrusu ne duymuşluğum ne de görmüşlüğüm var. Aklıma Moskova günlerim geldi. Kış kermesinde Noel ile ilgili çocuklar için yapılmış ne çok şey vardı! Oturup sızlanmak yerine kolları sıvamalı dedim ve evde ramazanın gelişinin, hoş gelişinin önemini vurgulamak, ramazan anıları biriktirmek için aşağıda göreceğiniz "Hoşgeldin Ramazan" yazılarını hazırladım.

Devamını okuyun...>>

Harika Park'da Harika Bir Pazar Günü



Oh be şükür kavuşturana! Ne güzelmiş yeniden blog yazısı yazmak. Çok özlemişim. Yarın romana da başlıyorum yeniden. Yaşasın yazmak!

Bir haberde okumuştum aylar önce. Derindere'deki Harika Park'tan övgü ile bahsediliyordu. Aklımın bir köşesindeydi hep. Buluşmak bu güzel pazar gününe kısmet oldu. Bisikleti, scooter ı atıp bagaja, Anadolu yakasındaki evimizden çıkıp 40 dakika'da vardık parka. Nerede Moskova günlerindeki gibi google map'tan haritasını kağıda çizip ya da baskı alıp yola çıktığım günler. Artık keşfetmek çok kolay. Yaz navigasyona Rıhtım Caddesi, Derince hoooop Harika Park'tasın!

Devamını okuyun...>>

Bir Haftada Moskova!

Öğretmenler Günü Hediyesi

Öğretmenler gününde öğretmene ne hediye alınacağı hep düşünülür. Kimi öğretmen maddi değeri olan bir şey kabul etmez, ondan zorlaşır hediye seçimi; kiminin neyi seveceğinden emin olamayız. Bu posterler ve anı çerçeveleri öğretmenlerimiz tarafından eminim çok sevilecekler. Hem de fotoğraflarınıza ve albümlerinize renk katacaklar. Siz de bu çerçevelerden edinmek isterseniz Bir Kutlamam Var'ın internet sayfasında ya da Facebook ve Insatagram sayfalarından daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Bir Kutlamam Var'da ürünler güncelleniyor, çeşitlilik artıyor. Sık sık ziyaret etmeyi unutmayın! 

Diğer çeşitler için aşağıdaki linke tık tık!
http://www.birkutlamamvar.com/ogretmenlergunu.html




www.birkutlamamvar.com  /birkutlamamvar/birkutlamamvar


Devamını okuyun...>>

En Güzel Bayram!!!







Bayram sabahlarında heyecandan gözlerim dolar, boğazım düğümlenirdi. Canım annem bana bu heyecanı ne güzel, ne başarılı bir şekilde aşılamış, muhtemelen fark etmeden! Keşke ben de onun yaptığının onda birini yapabilsem!!! Haydi bu bayramı bizim için de çocuklarımız için de unutulmaz yapmaya, bayramı tadında yaşamaya çalışalım;  en azından deneyelim. Çocuklarımız bayramı fark etsinler, idrak etsinler. Annelerimizin bize cömertçe sunduğunu biz de elimizden geldiğince sunalım.





Devamını okuyun...>>

İstanbul for Kids ve Souq Karaköy!

İstanbul for Kids şehirdeki bir çok ücretli ve ücretsiz etkinlikten haberdar olabileceğiniz çok etkin bir site. Genellikle çocuklara yönetik aktivite duyuruları olsa da yetişkinler için de ilginç etkinlikleri duyuruyor. Bunlardan biri de Soaq Karaköy! Soaq Arapça'da açık hava pazarı anlamına geliyormuş ama bizim pazar eskiden külah fabrikası olarak kullanılan bir binada(otoparkında da yapıldığı oluyormuş). Bina restore edildikten sonra alternatif eğlence ve sanat mekanı olarak hizmet vermeye başlamış. Vintage eşyalar, ikinci el kıyafetler, takılar, kırtasiyeler, vintage mobilya ve aksesuarların satıldığını duymak kulağa hoş geldi ve harekette sadece cepte değil zihinde de bereket vardır diye ailecek kalktık gittik. Her ay değişen içeriği ve katılımcıları oluyormuş. İlgilenenler için web adresi www.souqkarakoy.com


Devamını okuyun...>>

Akbank Sanat, Dans-Müzik-Oyun ve Beyoğlu


Akbank Sanat'a öncelikle ve kesinlikle çok çok çok teşekkürler. Benim de son birkaç aydır farkında olduğum büyükler ve küçükler için o kadar özel atölyeleri var ki ve o kadar uygun fiyatlı ki! Kızım küçük olduğundan biraz daha sabretmem gerekiyor ne yazık ki. 23 Nisan'a özel üç gün yapılan Dans-Müzik-Oyun atölyesi 3 yaşından büyük çocuklar içindi ama kızımın dansı çok sevmesine ve genel olarak uyum problemi yaşamamasına güvenerek aldım kızımı gittim. Çocuklar iki dans eğitmeni ile ritmin ve bedenlerinin farkına varmaya çalıştılar. Bu arada ben çocuklar öyle müzikle kıvıracaklar sandığımdan kızıma güzel etekli bir kıyafet giydirmiştim. Allah'tan ben pantolon giymişim. Kızımın eteğini çıkarıp durumu kurtardık ve beraberce kaplan gibi yürüyüp, kurbağa gibi zıpladık, at gibi koşturduk. Çok net söyleyebilirim ki bu atölyeye sadece kızım için gitmemişim ve kondisyonumun geliştirilmeye ihtiyacı varmış :)

Devamını okuyun...>>

Sürpriz Torbası

Kaktüs Yayınları'ndan yayınlanan "Çocuğunuz ve Sizin İçin Montessori Etkinlikleri" kitabından duyuları geliştirmeye yönelik bugünkü faaliyetimiz. Betül dokunma duyusu ile nesneleri tanımaya çalışacak. Bunun için sevdiği 5 obje seçtim. Kitapta tavsiye edildiği üzere ona bu nesneleri gösterdim ve ağzı büzgülü sırt çantasına attım. Çantanın içine elini sokup ne olduğunu anlamaya çalıştı. Çıkardığında doğru tahmin ettiğini görünce çok mutlu oldu. Hem çok keyifli ve faydalı bir aktivite oldu. İlerleyen zamanda daha zor objelerle çalışmayı tekrarlamak niyetindeyim.



Devamını okuyun...>>