Bittsevsky Park'da Bir Pazar Günü


Bugünkü gezimiz bir keşif gezisi oluyor bizim için. Sadece adını duyduğumuz, Moskova'nın en büyük orman parklarından biri olan Bittsevsky Park'ı bulmak üzere turuncu hattın güneyindeki Novoyasenevskaya (Новоя́сеневская) metro istasyonuna geliyoruz. İstasyondan sonra parkı bulmak hiç de zor değil. Hırdavatçılar çarşısı gibi bir çarşıyı ya da pazar mı desem geçince sol tarafta gözüküyor hemen. Burası yapıların da çok olmadığı sakin bir yerleşim yeri. Bu nedenle metro çıkışında biraz sağa sola bakarsanız söylemeye çalıştığım pazarı rahatlıkla görebilirsiniz. Parka girmeden önce ihtiyanız olan şeyleri alın çünkü içeride herhangi bir şey satılmıyor. Bu arada buraya adında geçiyor diye park diyorum yoksa siz bu park lafına aldanmayın, burası tam olarak vahşi bir orman. Vahşi diyorum endişeniz olmasın hiç abartmıyorum. Çünkü seri katil Alexander Yuryevich "Sasha" Pichushkin, işlediği 60 cinayetin 59'unu bu ormanda gerçekleştirmiş. O kadar sakin ve ıssız ki bu habere hiç şaşırmıyorum. Neyse efendim parkın kötü geçmişini bir kenara bırakıp gezmeye başlayalım.



Park, 500'den fazla bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Ihlamur, meşe, köknar bunlardan bir kaçı. Ayrıca 33 memeli hayvan, 78 de kuş türü de kayıt altına alınmış.




Şu ahşap parklara bayılıyorum. Çocukların eline kıymık batar mı endişesinin dışında mükemmel bir seçim.



İşte burası doğanın kalbine ineceğimiz yerin başlangıç noktası. Gazamız mubarek olsun.









Bu göletin olduğu yerde bir de kutsal su çeşmesi var. İnsanlar sıra sıra olmuş, bidonlarla su alıyorlar buradan. Kutsallığı nereden geliyor keşke bilebilseydim.




Şu baykuşa bayılıyorum. Yön göstermek için baykuşun kanatlarını kullanmak süper bir fikir!



Ana yürüyüş güzergahından çıkıp I phone'daki haritaya göre bir güzergah belirleyip ona göre yürümeyi hedefliyoruz. İşler başta iyi gidiyor. Ama bir süre sonra daha fazla ilerleyemeyeceğimizi düşünüyoruz. Çünkü burası o kadar ıssız ki adam kesseler kimsenin ruhu duymaz denecek cinsten. Tevekkeli değil seri katil Alexander burayı seçmiş! Belki grup olarak tamam ama sadece iki kişi burada yürümeyi gözümüze kestiremiyor ve tırıs geri dönüyoruz. Tam bu noktada insani olmasa da hayvani bir saldırıya uğruyoruz. Bacaklarımıza sinekler ya da her ne iseler işte o mahlukatlar saldırıyor. Saldırının ciddiyetini ertesi gün neredeyse bacaklarımda sayamayacağım kadar 3 cm çapındaki kızarıklıkları görünce anlıyorum. "Şuradan kendimizi bir atsak" diye söylene söylene çıkışı bulmaya çalışıyoruz. Bu bölgede stres olduğum için fotoğraf almayı unutuyorum ne yazık ki!





Şu deliklerde yaşayan memelilerle karşılaşmadığımıza ne kadar şükretsem azdır. Çünkü o bölgede neredeyse iki metrede bir bu tip çukurlarla karşılaşıyoruz.




Oh şükür bu noktada kurtuluşumuzu ilan ediyoruz.


Gezinin sonunda, epey bir adrelanlin sarfedip kaslarımı fazla çalıştırdığım için kendime salıncakta küçük bir rahatlama ve dinlenme molası veriyor, bacaklarımdaki felaketten habersiz kendimi daha da rahatlatmak için güvenli ve huzurlu evimin yolunu tutuyorum.


Kaynaklar:

Hiç yorum yok: