Bursa'yı Nasıl Bilirsiniz? İstikamet Misi Köyü


Cumalıkızık'tan sonra şu uzun renkli kaydırağa bilelim diye Cumalıkızık Orman Parkı'na gidiyoruz. Bayram yoğunluğundan sıranın sonunu göremediğimizden geldiğimiz hızda parktan çıkıyoruz  ve rotamızı Misi Köyü'ne çeviriyor, yaklaşık yarım saatlik yolculuktan sonra köye varıyoruz. Misi Köyü Bursa şehir merkezine oldukça yakın, sadece 6 km.

2000 yıllık geçmişiyle kültürel hazinemizden biri olan Misi Köyü adı köy diye geçse de eski bir Rum kasabasıymış. Söylenene göre milattan sonra 183 yılında Alex adlı bir keşiş, seksen beş kişilik  maiyetiyle Hıristiyanların öncüleri olarak bu köye ve İnkaya'ya yerleşmişler, konsül toplanmış ve burada İncil tartışması yapılmış. Bugün kalıntılarına rastlanılan manastır civarında İncil’in bir nüshasının gömülü olduğuna inanılıyormuş. Bölge bu kalıntılar nedeniyle Hıristiyanlar için de önemliymiş.


Bursayı Nasıl Bilirsiniz? İstikamet Gölyazı



Gölyazı, günübirlik turlarda karşımıza çıkan, bana keşfetme ilhamı veren bir diğer destinasyon ve Bursa gezimizde şimdiki hedefimiz. Tarihi milattan önce altıncı yüz yıla kadar dayanan ve bir yarım ada üzerine kurulan bir antik yerleşim yeri. Aslında eski bir Rum Köyüymüş ve mübadele zamanında buraya Selanik'ten gelen göçmenler yerleştirilmiş. Bugün halen nüfusun çoğunluğunu onlar oluşturuyormuş. Bursa'dan 42 km uzaklıkta.






Bursa’yı Nasıl Bilirsiniz? İstikamet Cumalıkızık



Daha önce birkaç kez Bursa şehir merkezine gitmiş, gezmiştim. Sanki Bursa bana şehir merkeziden ibaret gibi geliyordu. Oysa ne güzel ilçeleri varmış. İnternete karşıma Cumalıkızık, Trilye, Mudanya turu reklamı çıkınca Unesco'nun bile haberdar olduğu yanı başımızdaki bu köyü neden bilip gitmediğini sorguladım ve bu bayram gitmek üzere program yaptım. Hava durumuna göre yağmur bekleniyordu ama bu durum programımızı değiştirmedi. 






İznik’te Gözü Gönlü Açan Sakura Yürüyüşü




İstanbul Doğa Sporları Kulübü ile İznik’in Tacir Köyü'ne doğru sakuralarla buluşmak üzere yola çıkıyoruz. Eskihisar’da arabalı vapurla geçiyoruz Bursa'ya. Hava mis, pırıl pırl. Tam vapur havası. Kahvaltımızı vapurda yapıp biraz denizi seyrediyoruz. Denizin tüm güzel enerjisinin yanında vapur kıyıya yaklaştıkça müsilajları görmek üzüyor. Kahvaltı, deniz seyri, muhabbet derken hemen bitiyor deniz yolculuğu ve araca geçip yola karayolu ile devam ediyoruz.






Mutluluk Veren Tarifler ve NONİ BAKERY

Yaptığı tatlı tuzlu elini attığı herneyse, lezzetleri bir yana onu diğerlerinden ayıran en önemli yanı, ince detaylardaki özeni ve ayrıcalıklı zevki... Sadece güzel tariflerini öğrenmek için değil, zevk geliştirmek ve yaptığı işlerde özenin en iyi halinin sonuçlarını görmek için de takip etmeli onu. 
Benim zevk anlayışıma katkısı tartışılmaz Canım Noni Bakery'min. 

İyi onu tanıdım, "bugünkü ben"e olan katkısı için ona teşekkür ediyor, onu tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.

İyi ki varsın "NONİ BAKERY", iyi varsın canım arkadaşım...
Birbirinden güzel tarifler ve zevkli paylaşımlar için instagram hesabını ve Youtube Kanalını takip edin🎈

Bayburt Sokaklarında


Geçen sene bayramda birkaç günlük ev misafirliği için gittiğim Bayburt'ta kısa ama keyifli birkaç saatimiz oldu matmazelim ile bu küçük şehri gezmek için. Şimdi fotoğraflara bakınca içten içe daha fazla gönlümce gezemediğimi görüp hayıflandığımı söylemeden edemeyeceğim doğrusu.  Erzurumlu olduğum için kültür olarak tanıdık bir şehirde yaptığım kısa ama keyifli turumuza başlayalım mı? Bu arada anladım ki gezi yazılarımı bundan sonra şehrin havası daha üzerimdeyken yazmalıyım. Uzun süre sonra hatırda kalanlarla bu iş gerçekten zor!


Ağva'da Bir Parça Huzur


Yaşlanıyor muyum ne! Toprağa, yeşile bir başka düşkün oldum son dönemde. Ne olur bir sap ağacım olsa da altında otursam diyorum kendi kendime. Gözüm hep yeşili görse, ayağımın altındaki yumuşak toprağı hissetsem, doğanın kokusunu içime çeksem... İşte bu yüzden her fırsatta doğaya kaçasım var. İşin doğrusu bir varış noktası olmasa dahi ormanlık yollardan arabayla gitmek bile güzel, o bile iyi geliyor insana. Bu nedenledir ki ruhumuzu doyurmak için bu pazar da yeşil ile Ağva'da buluşuyoruz. 












Bir Haftada Moskova!



Moskova'da yaşarken ve sonrasında bir sürü Moskova gezi yazısı yazmış olmama rağmen sıranın neden büyülü Kızıl Meydan'ı yazmaya gelmemiş olmasına hep şaşırırdım. İlk fırsatta yazayım deyip yine de ertelerdim. Kısmet bir vesile ile bugüneymiş.
 Hayatınızın unutulmaz anlarının neler olduğunu düşünüp gözünüze getirdiniz mi hiç? Benim o anları düşünürken aklıma ilk gelen bir masalın, rüyanın içinde hissettiren karlı bir Kızıl Meydan gecesidir. Ama şunu da ifade etmek zorundayım ki ne kadar gidersem gideyim o kapıdan geçip de uzaktan pastayı görünce yüzümde hep bir gülümseme içimde hep bir kıpırtı oldu. Umarım birgün Moskova'ya giderseniz Kızıl Meydan'a  girişinizde hava, ışık, hissiyatınız bir rüyayı yaşıyor olmanızı destekleyecek nitelikte olur da aldığınız haz kat kat artar.

Amsterdam'daki Eviniz




Gezi Tarihi: 02.10.2012

Amsterdam'daki eviniz derken inanın hiç abartmadım. Gelin baştan anlatayım.
Homelidays isimli siteyi daha önce duymuştum. Homelidays bütün dünyada villadan, çiftlikten tutun da stüdyo daireye kadar her tipten evin günlük kiralanabildiği bir site. Girip oradan bir bakayım dedim ve bir kaç daire için mail gönderdim. Maillerden birine cevap Türkçe geldi. Şansa  Amsterdam'da gelip gidip bir Türk'ün evini bulmuşum. Hemen konuşup anlaştık. Sevgili ev sahibemiz Çiğdem de ilk kez bir Türk aileyi ağırlayacak olmanın heyecanı içerisindeydi. Daha gitmeden bize bir çok konuda rehberlik etti, önerilerde bulundu.


Safranbolu



Bu bayram tatilinde tercihimizi Safranbolu'dan yana kullandık ve bayramın ikinci günü erkenden çıktık yola. Beklentimiz nostaljik bir kasabada sakin ve keyifli bir tatil yapmaktı. Ama Safranbolu bize beklediğimizden fazlasını verdi. Safranbolu'yu eski nostaljik Osmanlı tarzı evleri ve çarşılarıyla bilirdim oysa bunların yanında nasıl güzel doğası ve doğal zenginliklerinin olduğunu gördük. Haydi gelin gezimize başlayalım!













Offf Off Dedirten Amsterdam Halk Kütüphanesi




Bu yaz tatilimizde Amsterdam ve Paris'e gittik. Ve ben bu 8 günlük tatilde gördüğüm onca şey arasından ilk olarak bu kütüphaneyi, Amsterdam Halk kütüphanesini (Openbare Bibliotheek Amsterdam) yazmak istedim. Bu keşke  bizde de olsaydı diye içimin gittiği bir şey olduğundan olsa gerek. Sevgili ev sahibemiz Çiğdem'in (onu ayrı bir yazıda anlatacağım) tavsiyesi ile gittiğimiz bu kütüphaneden çıkınca, hatta çıkmadan katlar, bölümler arasında gezinince  bizde neden böylesi modern ve kolay ulaşılabilir bir kütüphane yok diye başladı moralim bozulmaya, omuzlarım düşmeye. Bu yüzden Çiğdemciğim iyi mi etti kötü mü etti bilmiyorum benim gibi bir kütüphane severi oraya yönlendirmekle. Bana söylediğinde demiştim ki "Hmm kütüphane kokusunu çok severim, gidip bir içime çekeyim!" İstanbul'da ve Ankara'da gittiğim bütün kütüphanelerde, okul kokusu, tiyatro kokusu gibi zihnime yer eden bu kokunun izine Amsterdam Halk Kütüphanesi'nde rastlamayınca oldukça şaşırdım. Nedenini anlayamadım doğrusu, bizdeki kitaplar mı eski, yoksa çok mu ortada duruyorlar bilemedim! Konu kütüphane olunca laf uzuyor bende. O kadar severim ki gidip hiç bir şey yapmadan bile oturabilirim uzunca bir süre.  Bu yüzden kontrolü ele alıp konuyu yaymadan sözü Amsterdam Kütüphanesi'ne getireyim.

Adios Moskova, Merhaba Vatan!!!

İki yıl üç aylık serüven bugün, 13 Kasım 2011'de bitiyor. Eve, vatana dönüyorum. Eşim Moskova'ya benden bir yıl önce  geldiğinden, bir yıllık ayrılığın ardından buraya gelişimdeki heyecan Moskova'ya geliyorumdan daha çok eşime kavuşuyorum şeklindeydi. Gidişim de benzer oldu. Eşimle yine bir ayrılık var ama bu sefer çok şükür ki kısacık, yeni yıla kadar. Bu sefer ki heyecanım ise vatana dönüyorum sevincinden ya da Moskova'dan ayrılıyorum üzüntüsünden, bunlarla düşüncelerden çok bedenimde yedi ay geçiren minişime inşallah Betül'üme kavuşacak olmanın heyecanı. Beni, kızımın doğumundan önce de sonra da çok yoğun günler bekiliyor. Aklımda hep onlar. Sanırım Moskova'dan dönmemek üzere ayrıldığımın farkına varamama sebep olan şey de o. Bir de burada geçirdiğim iki yıl üç ayı dolu dolu yaşamam belki de. Moskova'ya taşındıktan sonra İstanbul ziyaretlerinde dostlarım, akrabalarım muhtelif zamanlarda soruyorlardı. "Nasıl alışabildin mi?" diye. Aslında bu soru kafamı çok karıştırıyordu neyi soruyorlar acaba diye.

Bolşoy'a Gitmenin En Ucuz Yolu


Bolşoy'a gitmenin en ucuz (bedava desem daha mı doğru olur acaba) yolunun ne olduğunu her işte bir hayır vardır diyeceğim bir olayla öğrendim. Bolşoy'un internet sayfasında gezinirken aynı gün için  Ruslan ve Lyumila operası için taaa tepede de (6.balkon) olsa bir yer bulup "Ooo çok ucuzmuş!" deyip 750 Ruble ( yaklaşık 45 lira)'ye elim ayağım gerçek Bolşoy'u  Moskova'dan ayrılmadan önce görme  fırsatının doğmasının heyecanıyla birbirine dolaşarak internetten ödemeyi gerçekleştirip bileti aldım ve 3 saat sonra başlayacak olan opera için üzerimi giyindiğim gibi fırladım. Saat altı gibi elimde bilet bilgilerini yazdığım kağıtla her zaman internet alımlarımı bilete dönüştürdüğüm New Hall gişesinde aldığım soluğu. Bu arada bileti sayfanın Rus versiyonundan aldığım için bir terslik olup olmadığından emin olamadım. İnşallah bir sorun olmamıştır diye yol boyu dua ede ede geçirdim o yarım saati. Gişede daha önceki günlerden tanıdığım yardımsevmez hanımın ifadesinden ve işlemin her zamankine göre  uzun sürmesinden şüphelerimin doğru olduğunu hissettim. Sonra hanım bir şeyler söyledi. Allahtan arkamda İngilizce bilen biri vardı da yardım etti iletişim için. Hanım biletimin gözükmediğini söylüyormuş. Bunun üzerine başka bilet önerisinde bulundu. 1000 Ruble verdim.  Para üstü olarak 900 Ruble verdi.

Rus Televizyonlarının Açılış Saati


Geçen sabaha karşı yani altıya doğru uykum kaçıp televizyon seyretmeye geldiğimde enteresan bir şey ile karşılaştım. Bütün Rus televizyon kanalları  kapalıydı. Nasıl yani şokunu yaşarken kanalların arasında dolaşmaya devam ettim. Rus Devlet Televizyonu'ndan çizgi film kanallarına, haber kanalından müzik kanallarına değin tüm kanallarda yandaki fotoğraftaki gibi bir görüntü vardı. Bir süre bu işin sonunu daha çok merak edip kitaplarla oyalandıktan sonra saat altıda start verilip televizyonların hepsinin bir anda açıldığını gördüm. Ne ilginç öyle değil mi! Neden böyle acaba. Bana öyle geliyor ki bu pek televizyon kanalların tercihi gibi değil, devlet kararı. Yoksa neden hepsi kapalı olsun ki! Bu arada ilginç olan bir diğer şey başka gecelerde uykum kaçıp yine televizyon açtığımda belki saat üç suları gibi izlediğim. Merak ettiğim bu televizyonların kaçta kapandığı. 

Çar Aleksey Mihayloviç'in Fiyakalı Yazlık Ahşap Sarayı






İlk kez Phoebe Taplin'in Kolomenskoe yürüyüş rotasının ilk durağı olarak gördüğüm Kolomna Sarayı ya da diğer adıyla Çar Aleksey Mihayloviç Sarayı (Коломенский дворецДворец царя Алексея Михайловича) ta o zamandan restorasyon çalışmaları altında olduğundan ziyaret için takibimdeydi. Daha sonra bir kaç kez daha gittiğim ve sevdiklerimi de götürüp paylaştığım bu gözden uzak sarayın ziyarete açıldığını Moskova'ya beni ziyarete gelen ablamları götürdüğümde öğrenmiş, ama o kez de saatini kaçırdığımız için girememiştim.  Kısmet bugüneymiş. Saraya ulaşım koyu yeşil metro hattının güneyinde bulunan Kaşirskaya Metro istasyonundan yapılıyor. Metrodan çıkış için ise merkezden gelindiği düşünülürse trenden inince sağa dönüp platformda bulunan Kolomenskoe Park işaretlerini takip etmek yeterli. Dışarı çıkınca şöyle bir etrafa bakınca trafik tarafı değil otobüs durağınında olduğu taraftaki park yönüne yürümek gerekiyor. Zaten saray metro çıkışına çok yakın olduğundan park yönüne doğru yürürken uzaktan rahatlıkla gözüküyor. Gözüken bir diğer şey olan alt geçitten geçip Kolomenskoe parkının arka girişinde bulunan saraya varılıyor. Saraya giriş ücreti olarak 400 Ruble (yaklaşık25 lira) , fotoğraf için ise 110  Ruble (7 lira) alınıyor. Ziyaretçiler 10:00-16:45 saatleri arasında kabul ediyor.

Trabzonspor ile Lujniki Randevusu



Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne kabul edilmeyip Trabzonspor'un davet edilmesinden sonra Trabzonspor'un rakipleri arasında ÇSK Moskova'nın olduğunu duymak özellikle Trabzonsporlu eşim başta olmak üzere bizi ailecek çok mutlu etti. Bu maçla ilgili diğer bir şansımız da benim Moskova'da olduğum zamana denk gelmesiydi. Yapacak tek şey İstanbul seyahatimde yaptığım bayrak ve bere alışverişi ile hazır olduğumuz maçın gününün gelmesini heyecanla beklemekti. Nihayet gün geldi. Eşim pek olmasa da ben yenebileceğimizden en azından berabere kalacağımızdan umutla bir kaç arkadaşımız ve yedinci ayın eşiğinde olan minişimizle birlikte Moskova'nın en büyük stadyumu olan Lujniki'nin yolunu tutuyoruz. Stadyum'a kırmızı hatta bulunan Sportivnaya metro istasyonundan gidiliyor.  Metro ve etraf pek kalabalık olmadığını görünce bunu Lujniki'nin büyük bir stadyum olmasından ötürü taraftarların çok sistemli bir şekilde içeri alınacak olması ihtimaline bağlıyorum.

Phoebe Taplin'in Beklenen Kitabı Çıktıııı!!!

Bloğumda adını sıkça duyduğunuz ve Moskova'da oluşundan ve onunla tanışıp harika yürüyüşlerine katılmaktan ötürü her zaman şükrettiğim the Moscow News yazarı Phoebe Taplin uzun süredir beklediğimiz kitabının ilkini çıkarttı. Eğer Moskova'nın rehberlerde yazan bilindik yerlerin dışında kalan güzelliklerini adım adım sokak sokak gezerek keşfetmek istiyorsanız bu kitap işte o kişiler için. Phoebe kitabında sonbahar mevsiminde gezilmesini tavsiye ettiği yerleri için ay ay hazırlayıp yürüyüş rotalarını harita üzerinde çizilerek elinizle koymuş gibi bulacağınız şekilde tarif ediyor. Hiç aklınıza gelmeyeceğinden gezip göremeyeceğiniz yerleri bir kaşif modunda gezmek daha önce gazetedeki yazılarından çokça deneyimlediğim bir şey olduğundan bu kitabı ve yürüyüşlerini ısrarla tavsiye ediyorum. Çok şanslı biriymişim ki Moskova'dan ayrılmadan onunla tanıştım yaklaşık iki yıl onunla Moskova'yı sokak sokak gezip Moskova'yı onunla birlikte keşfettim.  

Eski Rus Çizgi Filmleri

Rus televizyonlarını açıp da seyredecek bir şey bulmak gerçekten zor. Hem dizileri hem müzik programları 80'lerden kalmış gibi. Ama bütün bunların içinde bir istisna var görünce geçemediğim, bitene kadar izlediğim. O da eski Rus çizgi filmleri. Şimdiki dönemin Pokemon'larından Winx'lerinden çok farklı, genellikle oldukça basit, sevgi dolu, pozitif. Genellikle fazla diyalog içermeyen bu çizgi filmler şiddetten uzak, pozitif insani değerler taşıyor. Üstelik de müzikleri harika. İşin aslı eski filmleri de eski Türk filmi tadında ve zamanelerle ilgisi yok. Zamane film ya da dizi her neyse izlemeye bir iki dakika bile tahammül edemezken eski filmlere dilini anlamasam dahi bir süre takılabilyorum. İşin özü bana göre Rus televizyonlarıda ne varsa eskilerde var. İşte o eski çizgi filmlerden biri.




Devlet Baba Sen Çok Yaşa!


Moskova'da havaların soğuması ile ısınma ihtiyacı da doğal olarak başladı. Ama ne yazık ki üşüdüm gidip biraz kombiyi açayım diyemiyorsunuz tıpkı of çok sıcak oldu kapatayım diyemediğiniz gibi. Moskova'da ısıtma şehir çaplı merkezi yapılıyor ve kaloriferlerin ne zaman yanacağı ve kapatılacağı ancak devlet yani belediye kararı ile oluyor. Genellikle eylül ve nisan ayları arasında açılan ısıtma sistemine bir kaç gündür havaların soğuk gitmesi nedeniyle ( 10°nin altında) start verildi ve iki gündür yanıyor kaloriferler. Belki bizimki eski sistem olduğundan mıdır, yoksa hepsi aynı mıdır bilemiyorum ama çok ısındığımızda gidip şunu biraz kısayım diyemiyoruz. Bu durumda yapılacak tek şey camı açıp içeri soğuk hava ile doldurmak. Kaloriferin verdiği ısı yetmediğinde ise çözüm elektrikli peteklere sarılmak. Ama şunu açıkça söyleyebilirim ki binaların ısı yalıtımı süper yapılmış. Çünkü kendini bile zor ısıtan kaloriferimizin İstanbul'daki evimizde olduğunu düşünemiyorum. -20'lerde petekten çok borularından ısındığımız kalorifere bir de elektirikli petek eklediğimizde evimiz sıcacık oluyor. İstanbul'da o binalara -20 lerde 20 petek yaksak evimiz ısınır mıydı şüpheliyim doğrusu. Mantolamanın adet olduğu yeni yapılarda enerji tasarrufu için gerçek yalıtımın nasıl olması gerektiğini harabelikleri beğenmediğimiz Rus yapıları bize açıkça gösteriyor.

Moskova'da Bir Trende Bir Resim Sergisi

Moskova'da karşınıza ne zaman ne çıkacağı belli olmuyor. İşte bugün de öyle oldu. Koyu mavi hattaki bir trene binmek için beklerken gelen tren beni şaşırttı. Trenin dışı diğer trenlerden farklıydı. Çiçek desenleri ile kaplıydı. "Hmm bu da neymiş böyle!" derken asıl sürpriz beni içeride bekliyordu. Koltuklar kaldırılmış, trenin içi bir sanat galerisi gibi düzenlenmiş, duvarlara tablolar asılmıştı. İnsanlar alışmış olsalar gerek pek ilgilenmeyip kitaplarını okuyorlar ama ben ilk kez gördüğüm için bu tablolarla ilgiliyim. Fotoğraflarını çekip sizlerle de paylaşmak istiyorum. Güzel fikir öyle değil mi? Sen sergiye gidemiyorsan sergi senin ayağına geliyor, sıkıcı metro yolculuğu renkleniyor. Bu arada sıkıcı metro yolculuğu demişken, burada insanların metroda kitap okumalarının nedeni bu olabilir aslında. Uzun metro yolculuklarında etrafta görecek bir şey olmadığından insan oyalanacak bir şeyler arıyor ki bunun en güzel çözümü de okumak oluyor. Aslında hayat koşturmacasında kitap okumak için verilen güzel bir mola gibi oluyor metroya binmek benim için bir anlamda.

Amerikan Büyükelçiliği'nde Jübileye Bir Kala

Uzun bir aradan sonra Moskova Uluslararası Kadınlar Derneğin'in toplantılarına katılıyorum. Amerikan büyükelçiğinin konutunda yapılan toplantıya rağbet fazla. Dışarıda oluşan kuyruğa giriyor ve neredeyse yarım saat kadar bekliyorum. Allahtan önümde bekleyen İtalyan Büyükelçiliği'nde çalışan hanım çok hoşsohpet de canım hiç sıkılmıyor. Bu arada hanım arada kulağa çok güzel gelen İtalyanca kelimeler söylüyor. Ne anlama geldiklerini bilmiyorum ki vurgularından ve kullandığı yerlerden harika, süper gibi anlamlara geldiğini tahmin ettiğim mesela atıyorum  anabellllaaaa gibi sonunu uzatarak söylediği sempatik kelimelerle süslüyor konuşmasını.  Hanım Türk olduğumu duyunca da çok seviniyor. Kardeşi İstanbul'da yaşıyormuş ve hayatından ciddi anlamda memnunmuş. Bu arada hanım Orhan Pamuk'u beğenerek okuyormuş ama bazılarını okumanın zor olduğunu da itiraf ediyor. Ülkemle ilgili güzel tecrübeleri de duyduktan sonra giriyorum içeri. Burada olmak çok hoşuma gidiyor. Benim Moskova'ya geliş amacımı destekliyor. İngilizce konuşmama vesile oluyor, dünyanın farklı ülkelerinden arkadaşlar edinmemi sağlıyor. Bir çok aktiviteye ev sahipliği yapıp aynı zamanda sosyal ve kültürel anlamda da kazanımlar getiriyor. İyi ki Moskova'ya geldikten kısa bir süre sonra keşfetmişim bu derneği! Benim gibi düşünen biri iseniz ve Moskova'daysanız size IWC'ye üye olmanızı içtenlikle tavsiye ederim. Üyelik yıllık olarak yapılıyor.

Matruşkanızı Nasıl Alırdınız?



Moskova'nın modern yüzü olan Moscow City denilen cam giydirme cepheli bolca gökdelenin bulunduğu bölgede yine aynı şekilde Enka tarafından  yapılan modern bir alışveriş merkezi olan Afimall'dayız. Yemek katından başımı kaldırıp da üst kattaki bu dev matruşkaları görünce içimdeki bebişle kendimi bir nevi onlara yakın hissediyor, meraklı cimcime ruhumun da ortaya çıkmasıyla sabırsızlıkla yanlarında alıyorum soluğu. Neredeyse Rusya'nın sembolu haline dönüşen bu Rus ahşap oyuncaklarının tarihi 1890 yıllarına kadar gidiyormuş. İç içe geçmiş bebek setleri ilk kez  sanayici ve sanat konusunda sözü geçer biri olan Mamantov'un Moskova yakınlarında bulunan Abrentsevo'daki malikanesinde yapılmış. Vasily Zvyozdochkin tarafından oyularak sekiz bebek olarak şekillendirilmiş olan bu bebek seti  bir Rus halk sanatları ressamı olan  Sergey Malyutin tarafında da boyanmış.  Malyutin'in bu ilk matruşka çalışmasında en dıştaki bebek horoz tutan ve safaran denilen geleneksel bir elbise giymiş bir kız olarak boyanmış. İçteki bebeklerden biri erkek, en içteki bir bebek ve geri kalanlar da malum kız. Safaran denilen bu geleneksel Rus elbiselerinden bir kaçını aşağıdaki fotoğraflarda görebilrsiniz.

Rus Televizyonunda Türk Nostaljisi

Bu sabah televizyon kanalları arasında gezinirken Дома́шний kanalında sanki bizden bir şey duydum, biri çocuklar dedi sanki, kulak kesildim. Ekranda öğrenci yurdu olduğu belli olan bir koğuşta bir sürü kız öğrenci, duydukları sesle yataklarına koşuşturuyordu. Duyduğum şeyin doğru olup olmadığını anlamak için beklerken koğuşa bir rahibenin girmesi ile yanıldığımı düşündüm. Bu çok eski bir filmdi ama yorganlarının altından bakan kızlar merakımı uyandırmaya devam ediyordu. Derken birden bir kızı Aydan Şener'e benzettim. Sonra bir diğerini de tanıdım. Geçen birkaç dakikadan sonra Kenan Kalav'da tüm yakışıklılığı ile ekranda arz_ı endam edince artık emindim. Bu, bir dönem bizim aile de dahil herkesi ekran başına kilitleyen bir TRT dizisiydi.

Bayramı Bayram Gibi Yaşamak ve Daha Önemlisi Yaşatmak İçin


Bu bayram gelin bir değişiklik yapalım, bayramı bayram tadında yaşamak için daha önemlisi yaşatmak için kolları sıvayalım. Bizim çocukluğumuzda heyecan içinde yaşadığımız bayramları çocuklarımıza da aynı şekilde yaşatmak, onların da hafızalarına unutulmaz bayram anıları eklemek için yapalım bunu. Eğer bu heyecan yavaş yavaş son buluyorsa,  unutmayalım ki bizim jenerasyonun bir ayıbı bu! Yüzyıllardır süregelen geleneklerin bizim dönemimizde ortadan kalkmasının sorumluluğunu almak istemiyorsak, haydi durmayalım, bir şeyler yapalım. 

Bu da Nasıl Bir Sebze Böyle?



Bugün alışverişte daha önce hiç görmediğim bu sebze ile tanışma şerefine nail oldum, daha doğrusu olduğumu sanıyordum ki bunun eski dostum kertenkele, yani balkabağının amcasının kızı olduğunu öğrendim eve gelip biraz araştırınca. Yani Патиссон adındaki bu sebze bir tür sıradan balkabağıymış Wikipedia'ya göre. Ama ne güzel değil mi, çiçek gibi resmen. Doğa, sanat eserlerine, yaratıcılığa inanılmaz bir ilham kaynağı! Bu arada yine wikipedia'ya göre bu ilginç kabak türü, kabakla aynı şekilde haşlanarak ya da kızartılarak yapılıyormuş ya da turşusu kuruluyormuş. Fiyatı da çok ucuz, kilosu Aşan(ашан )'da  34 ruble, yaklaşık 2 lira. Ben ne mi yapacağım, bakalım kısmet artık, önce güzelce soymayı becerebileyim de hele bir, ne yapacağımı ondan sonra düşünürüm! Bu arada merak edenler için özellikle potasyum yönünden zengin bu sebzenin 100 gr'mındaki vitamin değerleri aşağıda yer alıyor.